Kürt basınının sürgünde şekillenen tarihsel serüveni, yalnızca bir coğrafya meselesi değil; aynı zamanda sansür, şiddet ve siyasal kuşatma altında gazeteciliğin neye dönüşebildiğinin de hikâyesi. Seyma Bayram, Columbia Journalism Review’de yayımlanan bu kapsamlı analizinde, Kürt medyasının 19. yüzyıl sonundan bugüne uzanan sürgün geleneğini merkeze alarak Almanya’da kurulan dijital yayın The Amargi’yi mercek altına alıyor. New York’taki Hunter College’da gazetecilik alanında yardımcı doçent olan Bayram, hem akademik bilgi birikimini hem de sahaya yaslanan gazetecilik pratiğini bir araya getirerek, Kürt gazetecilerin karşı karşıya kaldığı baskı rejimlerini, sürgünün zorunlu bir haber mekânına nasıl dönüştüğünü ve The Amargi’nin parti-devlet eksenine sıkışmayan bağımsız bir Kürt basını kurma iddiasını ayrıntılarıyla inceliyor. Metin, yalnızca yeni bir medya girişimini tanıtmakla kalmıyor; aynı zamanda Batı medyasının Kürt meselesine bakışındaki kör noktaları, “terör” çerçevesine hapsedilen anlatıları ve gazeteciliğin güç ilişkileriyle kurduğu sorunlu bağı da tartışmaya açıyor.

Aşağıda, Seyma Bayram’ın Columbia Journalism Review’de yayımlanan bu yazısının Türkçe çevirisini bulabilirsiniz.

Sivas’ta Amedspor maçı öncesi alarm: Otobüsler kaldırılacak
Sivas’ta Amedspor maçı öncesi alarm: Otobüsler kaldırılacak
İçeriği Görüntüle

20 Ocak 2026
Yazan: Seyma Bayram

Kürt medyasının sürgünde yayın yapma geleneği köklü bir geçmişe sahip. Bir Kürt gazetesi olan Kurdistan, görevden alınmış bir emir’in oğlu tarafından 1898 yılında Kahire’de yayımlandı. Aradan geçen bir yüzyılın ardından, internetin yaygınlaşması, Kürtlerin kitlesel yerinden edilmesi ve Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı bölgeleri yöneten devletlerin artan baskıları, Avrupa genelinde Kürt haber mecralarının çoğalmasına zemin hazırladı. Ancak gerek diasporada gerek Orta Doğu’da faaliyet gösteren Kürt basınının önemli bir bölümü, Türkiye, İran, Irak ve Suriye hükümetlerine karşı duran siyasi partilerle organik bağlar taşıyor.

Bu tabloya karşılık, The Amargi adlı yeni bir yayın organı, uzun süredir dile getirilen bir hedefi gerçekleştirmeyi amaçlıyor: Kürt meselelerini devlet ya da parti müdahalesi olmaksızın haberleştirmek. Almanya’da, Eylül ayında Kürt gazeteci Kamal Chomani ve meslektaşları tarafından kurulan The Amargi, baskıcı bir Kürt medya ortamından çıkarak, tabandan finanse edilen, kâr amacı gütmeyen ve bağımsız bir dijital haber odası olarak hayata geçti. İsmini Sümerce’de “özgürlük” anlamına gelen amargi kelimesinden alıyor.

Bu kuruluşun arkasında derin kişisel hikâyeler var. Chomani, 2008 yılında Irak Kürdistan Bölgesi’nde bir gazetecilik eğitimine katıldığı sırada, eğitmenlerden biri, Kürt gazeteciler için bir dönüm noktası olacak bir haberi duyurdu: Yolsuzlukları araştıran yirmi üç yaşındaki gazeteci Soran Mama Hama, Kerkük’te kimliği belirsiz silahlı kişiler tarafından öldürülmüştü. Cinayet faili meçhul kaldı; Mama Hama’nın ailesi, meslektaşları ve basın özgürlüğü örgütleri, Kürt yetkililerin etkin bir soruşturma yürütmemesini sert biçimde eleştirdi. Cinayet öncesinde Mama Hama’nın tehditler aldığı da biliniyordu.

Bugün kırk bir yaşında olan Chomani, 2003’te ABD’nin Irak’ı işgalinin ardından, demokratik bir Irak’ın özgür bir basını da mümkün kılabileceği umuduyla gazeteciliğe yönelmişti. Mama Hama’nın öldürülmesi bu inancı derinden sarstı. Chomani, sıkça “başarı hikâyesi” olarak sunulan Kürdistan Bölgesi’nin gerçekten demokratik olup olmadığını sorgulamaya başladı. Daha sonra Hawlati, Awene ve Lvin gibi bağımsız yayınlarda çalıştı. Ona göre araştırmacı gazetecilik, “yolsuzlukla, adaletsizlikle, eşitsizlik ve ayrımcılıkla mücadelede sahip olduğumuz en güçlü silah”tı.

Chomani, daha sonra Sınır Tanımayan Gazeteciler için muhabirlik yaptı ve 2010’da Kürt araştırmacı gazeteci Sardasht Osman’ın suikastını izledi. Ancak 2018’de, haberleri nedeniyle ölüm tehditleri alması ve tartışmalı bir telekomünikasyon yasası kapsamında hakkında dava açılması üzerine Almanya’ya kaçmak zorunda kaldı. Şu anda Leipzig Üniversitesi’nde siyaset bilimi alanında doktora yapıyor.

The Amargi, Kürtler açısından derin siyasal ve toplumsal dönüşümlerin yaşandığı bir dönemde ortaya çıktı. Yaklaşık kırk milyonluk nüfusuyla dünyanın en büyük devletsiz halkı olan Kürtler; Irak, Türkiye, İran ve Suriye’de uzun süredir zulüm, zorunlu göç, dil yasakları ve şiddetli baskılarla karşı karşıya. Bu ülkeler, basın özgürlüğü açısından dünyanın en kötü sicillerine sahip. Kürt gazeteciler için riskler ise hayati boyutta.

Almanya’dan yayın yapmak, The Amargi’ye görece bir güvenlik alanı sağlıyor. Mama Hama ve Osman’ın ölümünden bu yana, Irak Kürdistanı’nda Kawa Garmyane ve Wedad Hussein gibi başka Kürt gazeteciler de öldürüldü. The Amargi ekibi, dünyanın farklı ülkelerinden on altı gazeteci, akademisyen ve aktivistten oluşuyor; Orta Doğu’da çalışan serbest gazetecilerden de içerik alıyor.

2025 yılında, Kürdistan Bölgesi’ne odaklanan bir basın özgürlüğü izleme örgütü olan Metro Center, 252 gazeteciye yönelik 315 ihlal kayda geçirdi. Bu ihlaller arasında fiziksel saldırılar, gözaltılar, ekipmanlara el konulması, siber saldırılar, bir gazetecinin vurulması ve Türk insansız hava araçlarının gerçekleştirdiği, dört kişinin –aralarında Kürt gazeteci Aziz Koyluoğlu’nun da bulunduğu– bir saldırı yer aldı. Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ) de Suriye’de Kürt gazetecilerin hedef alındığı şüpheli Türk İHA saldırılarını belgeledi.

The Amargi, Kürt dünyasına odaklanmasına rağmen, kendisini “Kürt yanlısı” bir yayın olarak tanımlamıyor. Chomani ve meslektaşları, etnik milliyetçi bir Orta Doğu anlatısının bölgedeki çeşitliliği zedelediğini savunuyor. “Hiçbir siyasi partinin sözcüsü olmak istemiyoruz,” diyen Chomani, Kürt liderliğinin de gerektiğinde eleştirileceğini vurguluyor.

Yayın, kısa sürede Suriye’de Dürzi ve Alevi azınlıklara yönelik artan şiddeti, İran’daki su krizini, Türkiye’nin tartışmalı yeni maden yasasını, Irak seçimlerini, Türkiye-PKK barış görüşmelerini ve Suriye’deki Kürt yönetimleriyle geçiş hükümeti arasındaki müzakereleri ele alan dosyalar yayımladı. Halep’te çatışmalar başladığında, The Amargi muhabiri sahadaydı.

The Amargi’nin temel yaklaşımı, devlet dışı aktörleri görmezden gelmek yerine onları da haberin öznesi olarak ele almak. Chomani’ye göre Batılı medyanın yalnızca devlet yetkililerine dayanması, kamuoyuna tek taraflı anlatılar sunuyor.

Tüm bu çabalara rağmen, finansman ve sürgünden gazetecilik yapmak hâlâ büyük zorluklar barındırıyor. The Amargi, riskli gördüğü dosyaları reddediyor; baskıcı ülkelerde çalışan gazetecilere mahlas kullanma imkânı tanıyor. Uzun vadede ise İngilizce gazetecilik yapabilen Orta Doğulu muhabirler için eğitim ve staj programları oluşturmayı hedefliyor.

“Onlar muhabir, editör; biz ise fixer’ız,” diyen yönetici editör Ahmet Akkaya, The Amargi ile bu eşitsiz ilişkiyi tersine çevirmek istediklerini söylüyor. “Hikâyemizi kendimiz anlatmak, kendimiz edit etmek istiyoruz.”