Diyarbakır’da 2024 yılında kaybolduktan 19 gün sonra cansız bedeni Eğertutmaz Deresi’nde bulunan 8 yaşındaki Narin Güran cinayeti, 140journos’un yayımladığı “Şeytantepe” belgeseliyle yeniden tartışma konusu oldu. Belgeselde, cinayete ilişkin soruşturma ve yargılama sürecinde yaşandığı öne sürülen ihmaller, dijital delillere dair tartışmalar, medya etkisi ve adli süreçte cevapsız kaldığı belirtilen sorular ele alındı. Serbestiyet editörü Onur Erkan, adli bilişim uzmanı Tuncay Beşikçi, gazeteci İsmail Saymaz, Narin’in babası Arif Güran, akrabaları ve davadaki sanık avukatlarının değerlendirmelerine yer verilen yapım, cinayetin yalnızca adli değil, aynı zamanda toplumsal ve medya boyutlarıyla da yeniden gündeme gelmesine neden oldu.

Narin Güran’ın cansız bedeni, 8 Eylül 2024’te dere yatağında, bir çuval içerisinde, üstü taşlarla kapatılmış ve çalılıklarla gizlenmiş halde bulunmuştu. Cinayete ilişkin davada anne Yüksel Güran, ağabey Enes Güran ve amca Salim Güran hakkında “iştirak halinde çocuğa karşı kasten öldürme” suçundan verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezaları Yargıtay 1. Ceza Dairesi tarafından onandı. Narin’in cansız bedenini dereye sakladığını itiraf eden Nevzat Bahtiyar hakkında “suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme” suçundan verilen 4 yıl 6 aylık hapis cezası ise Yargıtay tarafından bozuldu. Yargıtay, Bahtiyar’ın eyleminin “nitelikli kasten öldürme suçuna yardım” kapsamında değerlendirilmesi gerektiğine hükmetti.
Nevzat Bahtiyar’ın yeniden yargılanması bekleniyor
Narin Güran cinayetini yeniden gündeme taşıyan başlıklardan biri, Nevzat Bahtiyar hakkındaki yargı süreci oldu. Yargıtay’ın bozma kararının ardından Bahtiyar’ın yeniden yargılanmasına 6 Nisan’da başlandı. İlk duruşmada Bahtiyar’ın ifadesini bir kez daha değiştirdiği aktarıldı. Savcılık mütalaasında, sanığın yaklaşık 19 gün boyunca sessiz kalmasının delillerin sağlıklı biçimde toplanmasını engellediği, cesedi gömdükten sonra hiçbir şey olmamış gibi baldızının evine giderek hayatına devam ettiği değerlendirmesine yer verildi. Savcılık, Bahtiyar’ın “nitelikli kasten öldürme” suçundan cezalandırılmasını talep etti.

Bu süreç, kamuoyunda “Bahtiyar ne ceza alacak?” sorusunu öne çıkarırken, 140journos’un “Şeytantepe” belgeseli de dosyaya ilişkin tartışmaları derinleştirdi. Belgeselde, Narin cinayetiyle ilgili soruşturma, yargılama ve medya sürecinde tartışmalı görülen çok sayıda başlığa yanıt arandı. Adli bilişim uzmanı Tuncay Beşikçi, gazeteciler, sanık avukatları ve Güran ailesinin yakınlarıyla yapılan röportajlar üzerinden, dosyada maddi gerçeğe ulaşılıp ulaşılmadığı sorgulandı.
Belgeselde Narin Güran’ın babası Arif Güran, amcaları İbrahim Güran, Kurtuluş Güran, Barış Güran ve Erhan Güran, ağabeyleri Berat Güran ve Baran Güran’ın yanı sıra gazeteciler İsmail Saymaz, Rojda Altıntaş, Onur Erkan ve Mehmet Arslan yer aldı. Avukatlar Onur Akdağ ve Yılmaz Demiroğlu ile adli bilişim uzmanı Tuncay Beşikçi de yapımda değerlendirmelerde bulundu.
Belgeselde soruşturmadaki hatalar öne çıkarıldı
“Şeytantepe” belgeselinde en temel iddialardan biri, soruşturmanın başından itibaren yanlış bir varsayıma kilitlendiği yönünde oldu. Belgesele göre kolluk birimleri, Narin’in gerçekten nasıl ve nerede kaybolduğunu tüm ihtimallerle araştırmak yerine dosyayı erken aşamada “aile içi cinayet” ihtimaline yöneltti. Bu yaklaşımın, sonraki delil değerlendirmelerini de etkilediği öne sürüldü.
Belgeselde ayrıca Narin’in son görüldüğü saate ilişkin kabulün yanlış olduğu iddia edildi. Okul kamerasında Narin’in saat 15.11 civarında patikaya yöneldiği belirtilirken, soruşturmanın bazı tanık anlatımları ve tutanaklar nedeniyle olayı 18.00–19.00 bandına kaydırdığı savunuldu. Bu nedenle aile bireylerinin o saatlerde nerede olduğu üzerinden şüphe üretildiği, ancak okul kamerasındaki zaman bilgisinin merkeze alınması halinde soruşturmanın daha erken farklı kişilere ve mekânlara yönelebileceği ileri sürüldü.

Belgeselde dikkat çekilen bir başka başlık da Narin’in son görüldüğü patikaya en yakın evin soruşturmada yeterince öne çıkarılmadığı iddiası oldu. Yapımda, jandarma tutanaklarında bölgede yalnızca Güran ailesine ait evlerin yakın olduğu izlenimi verildiği, oysa soyadı Güran olmayan ve patikaya çok yakın başka bir ev bulunduğu savunuldu. Arama köpeklerinin de ilk etapta bu eve yöneldiği iddia edildi.
Kamera kayıtları ve dijital deliller tartışma yarattı
Belgeselde güvenlik kameralarının zamanında ve doğru şekilde incelenmediği de öne sürüldü. Bölgenin havaalanına yakın olması nedeniyle çeşitli güvenlik kameralarıyla çevrili olduğu, aile ve çevredekilerin baştan itibaren özellikle askeri üs ve Daran-2 kameralarının incelenmesini talep ettiği belirtildi. Buna rağmen görüntülerin ya alınmadığı, ya geç incelendiği ya da 15 gün sonra silindiğinin söylendiği aktarıldı.,

Yapımda, dijital delillerin değerlendirilmesi de ağır eleştirilere konu edildi. Daraltılmış baz raporunun bilimsel güvenilirliği sorgulanırken, telefon sinyallerinden kişilerin ev içinde ya da ahır çevresinde nerede bulunduğunun ileri sürülmesinin tartışmalı olduğu ifade edildi. Rapordaki verilerin telefon adım sayıları ve kamera görüntüleriyle çeliştiği, kullanılan algoritmalar, Excel verileri ve ölçüm yönteminin yeterince açıklanmadığı öne sürüldü.
Belgeselde Salim Güran ve diğer aile bireylerine ait telefon verilerinin mahkûmiyet kurgusuyla örtüşmediği, buna karşın Nevzat Bahtiyar’ın telefonunda daha şüpheli görülen hareketliliğin yeterince derinleştirilmediği savunuldu. Bahtiyar’ın Narin’in son görüldüğü saatlere yakın bir zamanda Salim Güran’ı aradığı, Narin’in kaybolmasının ardından uzun süre telefonuna dokunmadığı, sonraki saatlerde silme ve temizleme niteliğinde hareketler bulunduğu iddia edildi. Ayrıca Bahtiyar’ın telefonuna gözaltındayken format atılmaya çalışıldığı iddiasının yeterince soruşturulmadığı belirtildi.
Medya etkisi ve yargılama süreci eleştirildi
Belgeselde medyanın soruşturma sürecindeki rolü de geniş biçimde ele alındı. Aile bireylerinin televizyon programlarında söylediklerinin bağlamından koparıldığı, Kürtçe konuşmaların yanlış ya da manipülatif biçimde çevrildiği ve kamuoyunda ensest, cinsel saldırı ya da “görmemesi gereken bir şeyi görme” gibi ağır iddiaların dolaşıma sokulduğu ifade edildi. Bu iddiaların önemli bölümünün daha sonra kararda yer almadığı vurgulandı.

Yapımda, ailenin yargılama başlamadan önce kamuoyu nezdinde suçlu ilan edildiği, köyün topyekûn zan altında bırakıldığı ve “Şeytantepe” gibi damgalayıcı ifadelerin üretildiği savunuldu. Devlet yetkililerinin erken açıklamalarının da kamuoyunda “fail belli” algısını güçlendirdiği ileri sürüldü.
Belgeselde iddianamenin zayıf olduğu, cinayetin nasıl, neden ve kim tarafından işlendiğine ilişkin tatmin edici bir kurgu sunmadığı, buna rağmen kabul edildiği iddia edildi. Yargılamanın olağanüstü hızla yürütüldüğü ve gerçek araştırmasından çok dosyayı kapatma refleksinin baskın hale geldiği savunuldu. Mahkemenin anne, ağabey ve amcaya ceza vermesine rağmen olayın faili, motivasyonu ve oluş biçimini açık ve tutarlı şekilde ortaya koyamadığı ileri sürüldü.
“Maddi gerçek ortaya çıkarılmadı” iddiası
Belgeselin en çarpıcı değerlendirmelerinden biri, mahkemelerin “tek fail Nevzat Bahtiyar olabilir mi?” ihtimalini yeterince tartışmadığı yönünde oldu. Yapımda bu ihtimal; son görüldüğü yere en yakın ev, cesede son temas, kırmızı araç bağlantısı, telefon sessizliği ve silme hareketleri, PSA bulgusu, olası cinsel saldırı bağlantısı, ifade değişiklikleri, kamera ve dijital veri şüpheleri üzerinden gündeme getirildi.

Narin’in kıyafetleri ve bedenine ilişkin PSA bulgusunun da dosyanın seyrini değiştirebilecek önemde olduğu, ancak yeterince derinleştirilmediği savunuldu. Vajinal sürüntü ve iç çamaşırının dış kısmında PSA bulunduğu belirtilirken, bunun olası cinsel saldırı ya da istismar bağlantısı açısından kritik olduğu ifade edildi. Belgeselde, bu bulgunun daha kapsamlı incelenmesi halinde olayın motifi ve faili konusunda farklı bir yön ortaya çıkabileceği ileri sürüldü.
“Şeytantepe”, Narin Güran cinayetinde verilen kararın maddi gerçeği tam olarak ortaya çıkaran bir karar değil, önceden kurulmuş bir anlatıyı hukuken onaylayan bir süreç olduğu iddiasını gündeme taşıdı. Belgeselde ileri sürülen iddiaların kesinleşmiş maddi gerçek ya da bağımsız olarak doğrulanmış olgular olmadığı belirtilse de, yapımın soruşturma ve yargılama sürecine yönelttiği eleştiriler adil yargılanma, delil değerlendirmesi ve kamuoyu baskısı tartışmalarını yeniden gündeme getirdi.