Mehmet Pamak, katıldığı bir programda aile geçmişine ilişkin dikkat çekici açıklamalarda bulundu. 1980’li yıllarda ülkücü hareketin önde gelen isimleri arasında yer alan ve daha sonra MHP’ye dönüşecek olan Muhafazakâr Parti’nin ilk genel başkanı olarak görev yapan Pamak, ailesinin Kürt kökenli olduğunu ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında yaşanan sürgün politikaları nedeniyle Van’dan Çanakkale’ye gönderildiğini söyledi.
Ailesinin Van’ın Erciş ilçesine bağlı Ziyaret ve Söğütlü köylerinden geldiğini belirten Pamak, hem anne hem de baba tarafından dedelerinin dönemin laiklik politikalarına karşı çıktığını ifade etti. Dedelerinin Kemalizm’e itiraz ettiklerini ve İslam şeriatının uygulanmasını savunduklarını söyleyen Pamak, bu nedenle ailenin Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde yaşanan olaylardan doğrudan etkilendiğini anlattı.
Zilan sonrası yaşananları anlattı
Mehmet Pamak, ailesinin yaşamındaki kırılma noktalarından birinin Zilan olayları olduğunu belirterek, o dönemde aileden çok sayıda kişinin hayatını kaybettiğini söyledi.

Pamak’ın anlatımına göre iki dedesi İran’a kaçmayı başarırken, üç yaşındaki halası ve onun ninesi köyde kaldı. Daha sonra köyde gerçekleştirilen baskınlarda her ikisinin de öldürüldüğünü ifade eden Pamak, yaşananları ailesinden dinlediğini söyledi.
Dedelerinin ilerleyen yıllarda yeniden Türkiye’ye döndüğünü belirten Pamak, dönüşün ardından bu kez sürgün politikalarıyla karşı karşıya kaldıklarını ifade etti. Ailenin Van’dan Çanakkale’nin Ezine ilçesine gönderildiğini söyleyen Pamak, bunun bireysel değil devlet politikası kapsamında gerçekleştirilen bir uygulama olduğunu dile getirdi.
“Her köye bir aile yerleştiriliyordu”
Pamak, ailesinin sürgün sürecini anlatırken, dönemin Mecburî İskân Kanunu kapsamında farklı bölgelere yerleştirmeler yapıldığını belirtti.
Dedelerinden birinin önce tek başına Çanakkale’ye gönderildiğini ifade eden Pamak, jandarma gözetiminde yürütülen uzun yolculuğun aylar sürdüğünü söyledi. Daha sonra diğer aile bireylerinin de farklı araçlarla bölgeye sevk edildiğini belirten Pamak, sürgün edilen ailelerin farklı köylere dağıtıldığını anlattı.
Annesi ve babasının da sürgün edilen ailelerin çocukları olarak Çanakkale’ye geldiklerini söyleyen Pamak, daha sonra burada evlendiklerini ve kendisinin de bu süreçten sonra dünyaya geldiğini ifade etti.
Pamak, uygulamanın temel amacının asimilasyon olduğunu düşündüğünü belirterek, “O bölgede asimile olsunlar isteniyor. Nitekim olmamış mıyım? Müslüman ve şeriat isteyen Kürt bir dedenin torunu, Kürt bir aile çocuğu daha sonra Türkçülüğün liderlerinden biri oluyor. İşte asimilasyon bu” dedi.

“Kürt olduğum için aşağılandım”
Kürtçe bilgisinin oldukça sınırlı olduğunu söyleyen Mehmet Pamak, buna rağmen ailesinin kültürel kimliğini korumaya çalışan isimlerin bulunduğunu anlattı. Özellikle anneannesinin hayatı boyunca Türkçe öğrenmediğini ifade eden Pamak, çevredeki insanların onunla iletişim kurabilmek için Kürtçe öğrendiğini söyledi.
Çocukluk yıllarında Kürt kimliği nedeniyle ayrımcılıkla karşılaştığını da belirten Pamak, köyde zaman zaman aşağılayıcı sözlere maruz kaldığını anlattı. Buna rağmen ailesinin kendisine etnik kimlik merkezli bir bilinç değil, dini bir bilinç verdiğini ifade etti.
Dedesinin kendilerine sürgünün nedenini Kürtlük üzerinden anlatmadığını söyleyen Pamak, aile içinde daha çok dini eğitim ve İslami düşüncenin öne çıktığını belirtti. Zaman içerisinde çevredeki insanların da dedesine danışmaya başladığını ve dini konularda görüş aldığını ifade etti.
Ülkücü hareketten insan hakları mücadelesine
1950 yılında Çanakkale’nin Ezine ilçesine bağlı Pınarbaşı köyünde doğan Mehmet Pamak, üniversite eğitiminin ardından Maliye Bakanlığı’nda görev yaptı. Öğrencilik yıllarından itibaren ülkücü hareket içerisinde yer alan Pamak, 12 Eylül döneminin ardından Danışma Meclisi üyeliği görevinde bulundu.
1983 yılında daha sonra Milliyetçi Hareket Partisi adını alacak olan Muhafazakâr Parti’nin kuruluşunda yer aldı ve partinin ilk genel başkanı oldu. Uzun yıllar milliyetçi hareketin önde gelen isimlerinden biri olarak siyaset sahnesinde yer aldı.
1986 yılında milliyetçilikten uzaklaştığını açıklayan Pamak, kendi ifadesiyle “Kur’anî İslam” anlayışına yöneldiğini duyurdu. Daha sonra Mazlum-Der’in kuruluşunda görev aldı ve derneğin ilk genel başkanlığını üstlendi.
Aile geçmişi, sürgün politikaları, asimilasyon ve kimlik tartışmalarına ilişkin açıklamalarıyla Mehmet Pamak’ın değerlendirmeleri kamuoyunda geniş yankı uyandırdı.