Dicle TV | Eğitim | Seydîxan Bozkır: ABD'den Türkiye'ye Okul Şiddetini Nasıl Okumalıyız?

Seydîxan Bozkır: ABD'den Türkiye'ye Okul Şiddetini Nasıl Okumalıyız?

Siverek ve Maraş’taki okul saldırıları, şiddetin bireysel değil yapısal ve dijital boyutları olan küresel bir kriz olduğunu yeniden gösteriyor.

Siverek ve Maraş’taki okul saldırıları, şiddetin bireysel değil yapısal ve dijital boyutları olan küresel bir kriz olduğunu yeniden gösteriyor.

Seydîxan Bozkır: ABD'den Türkiye'ye Okul Şiddetini Nasıl Okumalıyız?

Siverek ve Maraş’ta okullarda yaşanan ve ölümle sonuçlanan öğrenci saldırıları, yalnızca yerel düzeyde bir güvenlik sorunu olarak değil, eğitim sisteminin, toplumsal yapının ve gençlik deneyimlerinin kesiştiği daha geniş bir krizin parçası olarak tartışılıyor. Bu olaylar, okulun artık sadece bir öğrenme mekânı değil; aynı zamanda dışlanma, rekabet, görünmez şiddet ve dijital etkilerin iç içe geçtiği karmaşık bir sosyolojik alan olduğunu yeniden görünür kıldı. Yaşananların ardından hem kamuoyunda hem de akademik tartışmalarda “bu olaylar neden oluyor?” sorusu yeniden ve daha derinlikli biçimde sorulmaya başlandı. Seydîxan Bozkır, bu konuya ilişkin değerlendirmelerini bianet için kaleme aldığı yazıda ayrıntılı biçimde ele aldı. Aşağıda, yazının tamamı yer almaktadır:

Okul Şiddeti Bir “Ani Patlama” Değil, Yapısal Bir Süreçtir

Okul baskınları ne anlatıyor, ne anlatmıyor?
Eğitimin odağına; öğrencilerin kendilerini değerli ve adil bir ortamda hissedecekleri pozitif bir okul iklimi inşa etmeyi koymak zorunludur. Kısaca gerçek ve insan odaklı bir eğitim zorunludur.
Okul baskınları ne anlatıyor, ne anlatmıyor?

Maraş'ta 16 yaşındaki öğrenci 5 silahla okul... | Rudaw.net
Türkiye’de Siverek ve Maraş’ta okullarda yaşanan ve ölümle sonuçlanan öğrenci saldırıları, toplumda haklı bir infiale ve endişeye yol açtı. Yaşamını yitirenlere baş sağlığı diliyorum, gerçekten çok zor bir durum. Bu yeni ve sarsıcı durumu anlamlandırmak için, dünyada bu fenomenin en yoğun yaşandığı ve en çok araştırıldığı ülke olan ABD’nin on yıllara yayılan deneyimlerine ve onların bu yaşananlardan ne dersler çıkardığına bakmak bir anlama yöntemi olabilir; çünkü yapılan binlerce akademik çalışma ve çok disiplinli çalışmalar, bu eylemlerin aniden ortaya çıkan “rastgele bir cinnet” vakası olduğu yönündeki genel kanıyı çürütüyor; aksine olayın sosyolojik, psikolojik, ekonomik ve günümüzde giderek artan şekilde dijital boyutları olan yapısal bir kriz olduğunu gösteriyor (Peter Langman’ın “Why Kids Kill: Inside the Minds of School Shooters” ve Peter Langman’ın “School Shooters: Understanding High School, College, and Adult Perpetrators” kitapları bağlamında.)

En azından ABD’de bu böyle ifade ediliyor. Türkiye’yi de bu gerçekten azade tutamayız. Meselenin birkaç katmanı var.

Sessiz Kalan Okul İklimi ve Görünmeyen Riskler

Bireysel ve psikolojik nedenlere bakıldığında, saldırganların genellikle derin bir sosyal izolasyon ve aile içi şiddet veya ihmal gibi olumsuz çocukluk travmaları yaşadıkları görülüyor. Metin analizleri ve psikolojik profillemeler, bu bireylerin iç dünyalarında sıradan insanlara kıyasla çok daha yüksek seviyede “aşağılanma”, “intikam alma arzusu” ve “narsisistik kırılganlık” taşıdıklarını ortaya koyuyor ABD’deki araştırmalar. Karşı tezler bu tür saldırıları yalnızca ağır şizofreni gibi klinik psikiyatrik hastalıklara bağlama eğiliminde olsa da araştırmalar faillerin ancak küçük bir kısmının ağır ruhsal hastalıklardan muzdarip olduğunu, çoğunun ise anksiyete, depresyon ve dışlanmışlık hissiyle hareket ettiğini gösteriyor. Bu bağlamda, birçok okul saldırısı aslında failin yaşamına son vermeden önce kendisini dışlayan sisteme bedel ödetmek istediği “kamuoyuna açık bir intihar” ritüeli olarak görülüyor.

ABD'de okul saldırısı: 4 kişi öldü, 14 yaşındaki şüpheli gözaltına alındı -  BBC News Türkçe

Sosyolojik açıdan konunun en çarpıcı yanı, eylemcilerin neredeyse tamamının erkek olmasıdır. Bu durum, şiddetin sıklıkla “zedelenmiş maskülinite” ile ilişkili olduğu üzerinden değerlendiriliyor. Okul ortamı; fiziksel güç, popülarite ve sosyal başarı gibi belirli erkeklik standartlarını dikte eden acımasız bir hiyerarşiye sahip. Günümüzde ise bu çok daha fazla üretilen bir durum. Akran zorbalığına uğrayan, dışlanan veya reddedilen gençler, bunu doğrudan erkekliklerine ve kimliklerine yapılmış bir saldırı olarak algılarlar. Silaha sarılmak ve okulu dize getirmek, bu gençlerin gözünde kaybettikleri gücü ve itibarı tehlikeli bir figür olarak yeniden inşa etme yoludur diyor yapılan araştırmalar. Öğrenciler üzerinde yapılan anketler de saldırıların temelinde “kendilerini incitenlerden intikam alma” ve “zorbalığa uğrama” hissinin yattığını belirtiyor. “Kriminolojideki Genel Gerginlik Teorisi” de tam olarak bunu söyler: “Beklentilerine ulaşamayan ve okulda adaletsizliğe, aşağılanmaya maruz kalan gençler, hissettikleri öfkeyi kontrol edemeyerek şiddeti rasyonel bir çözüm olarak benimserler.”

Ekonomik ve siyasal düzlemde ise bu tür şiddet olaylarının sadece yoksullukla değil, aynı zamanda gelir eşitsizliği ve “göreli yoksunluk” ile yakından bağlantılı olduğu saptanmış. Yüksek gelirli ve rekabetçi ortamların içinde bulunup bu refahtan veya statüden pay alamamak, gençlerde derin bir anomi yaratıyor. Bu yadsınamaz bir gerçek. Kurumsal güvenin zayıf olduğu, adaletin sağlanamadığına inanılan ortamlarda gençler sorunlarını kendi başlarına, şiddet yoluyla çözmeye eğilimli hale geliyor. Burada bir parantez açarak belirtmek isterim ki, dijitalleşen ve iyice özelleşen eğitim ile birlikte öğretmenlerin sorun çözmeden çok sorunlardan uzaklaşma yolu ile hal etme eğilimlerinin arttığını gözlemliyorum. Kimse uğraşmak istemiyor pek. Ayrıca okullardaki “sessizlik yasası”, yani öğrencilerin sorunlu davranışları ispiyoncu durumuna düşmemek veya idareye güvenmemek gibi nedenlerle yetişkinlere bildirmemesi, yaklaşan felaketlerin önlenmesini engelliyor.

ABD'de düzenlenen 5 okul saldırısı - Medyascope

Dijital Dünyanın Görünmeyen Etkisi ve Radikalleşme

Türkiye’deki durumu yorumlarken dikkate alınması gereken belki de en hayati yeni parametre, dijital dünyanın acımasız gerçekleridir. Artık gençler sadece fiziki çevrelerinden değil, sınır tanımayan küresel dijital alt kültürlerden de etkileniyor. İnternetin karanlık köşelerinde, şiddeti ve kitlesel katliamları yücelten, eski saldırganları birer kahraman veya “aziz” gibi gösteren insan düşmanı ve nihilist yankı odaları çokça var. Algoritmalar, okulda dışlanmış ve öfkeli bir genci çok kısa sürede radikalleştirerek şiddeti estetize eden bu toplulukların içine çekebiliyor. Dahası, medyanın olayları dramatize ederek ve saldırgana şöhret kazandırarak sunması, “medya bulaşması” adı verilen bir tetikleyici etki yarattığı kabul edilen bir durumdur. Bir olayın haberi, risk altındaki diğer gençleri takip eden haftalarda benzer eylemlere kopyacı olarak sürükleyebilmektedir.

Bir şey daha, insanlar doğal olarak Türkiye’deki medya kültürüne, erkeklik üretimine, mafya-şiddet tekellerine, çetelerine bakıp sonuçların başka ne olacağını soruyor? Gerçekten de toplumun geldiği yer öyle fecaat ki tarifini yapmak imkânsız. Haliyle buradan sağlıklı nesiller tartışması yapamıyoruz.

dünya savaş oyunu: silah savaş - Google Play'de Uygulamalar

Çıkış Yolu: Güvenlik Değil, İlişki ve Eğitim İklimi

Sonuç olarak; Siverek ve Maraş’ta tecrübe edilen bu acı olayları, salt yerel disiplinsizlik vakaları olarak okumak büyük bir hata olacaktır. Amerikan deneyimi bize gösteriyor ki; gençlerin maruz kaldığı yoğun baskılar, akran zorbalığının yıkıcı psikolojik etkileri, parçalanmış sosyal bağlar ve dijital radikalleşme mekanizmaları bir araya geldiğinde okul şiddeti kaçınılmaz hale geliyor. Buna bir de aile faktörü ekleniyor. Nasıl bir ailede, neyi özendirdiniz çok önemli oluyor. Türkiye’de bu tehlikeli gidişatı durdurmak için yalnızca güvenlik görevlilerini artırmak veya kapılara dedektör koymak yetersiz, bir etkisi de yok. Eğitimin odağına; öğrencilerin kendilerini değerli ve adil bir ortamda hissedecekleri pozitif bir okul iklimi inşa etmeyi koymak zorunludur. Kısaca gerçek ve insan odaklı bir eğitim zorunludur. İdeolojik alana verilen değeri, eğitimin gerçek etkisine vermek daha doğru olacaktır. Aksi takdirde, kaybedecek hiçbir şeyi olmadığını hisseden ve şiddeti bir güç gösterisi olarak gören bir gençlik profilinin yaygınlaşması kaçınılmazdır. Ki böyle bir profil de her yerde açık seçik “ben buradayım ve geliyorum” diyor.

Siverek ve Maraş’ta yaşananlara dair elbette başka başka detaylar öğreneceğiz. Bu durum, esas nedenleri ortadan kaldırmıyor gibi. Çünkü bu tarz olayların kültürel farkları da derindir fakat “mekân” açısından düşünüldüğünde ABD’de yaşanan hikayeler buraya uzak düşmez.

 
Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız