Dicle TV | Ekonomi | Barış Ok: Barışın bölgesel ekonomisini kurabilecek miyiz?

Barış Ok: Barışın bölgesel ekonomisini kurabilecek miyiz?

İstihdam uzmanı Sinan Ok, Kürt meselesinin ekonomik maliyetini verilerle analiz ediyor; barışın istihdam, yatırım ve bölgesel kalkınmaya etkisini tartışıyor.

İstihdam uzmanı Sinan Ok, Kürt meselesinin ekonomik maliyetini verilerle analiz ediyor; barışın istihdam, yatırım ve bölgesel kalkınmaya etkisini tartışıyor.

Barış Ok: Barışın bölgesel ekonomisini kurabilecek miyiz?

Kürt meselesinde yeni çözüm tartışmalarının yeniden gündeme geldiği bir dönemde, gözler bu sürecin yalnızca siyasi değil ekonomik sonuçlarına da çevrildi. Yıllardır süren çatışmalı ortamın kamu bütçesinden istihdama, sağlıktan yatırımlara kadar uzanan maliyetini ele alan istihdam uzmanı Sinan Ok, Bianet için kaleme aldığı  yazısında, “barışın ekonomisi”nin nasıl kurulabileceğini tartışıyor. Ok, bölgesel eşitsizlikleri resmi veriler üzerinden analiz ederken, barışın yalnızca silahların susması değil; kaynakların eğitime, üretime ve istihdama yönelmesi anlamına geleceğini savunuyor.


Yazının tamamı şu şekilde:


Kürt meselesinde tarihi bir aşamanın yaşandığı bir haftanın içinden geçiyoruz. Her ne kadar içeriği tam olarak kamuoyuna yansımamışsa da Adalet Bakanı ve AKP sözcülerince de TBMM’ye sunulacağı ifade edilen yasa tasarısı ile “PKK’lilerin ülkeye döneceği ve silahlı şiddet sarmalından çıkılacak bir geleceğin şafağında olduğumuz” ifade ediliyor.

Çatışmasız, terörsüz ve benim de bir yazımda “JİTEM'siz Türkiye” olarak ifade ettiğim bu sürecin yıllar önce tamamlanması ve ülkenin sosyo-ekonomik sorunlarına odaklanması gerekiyordu.

Ancak Kürt meselesinde çözümsüzlüğünün ekonomik dışsallığını ve alternatif maliyetini hesaplayabilecek bir mekanizmayı kurmak ne kadar mümkündür? Hem sorunun büyüklüğü hem de araştırmacıların ve siyasetçilerin tutumu bu sorunun doğru yanıtlanabilmesi için kritik önemdedir.

Türkiye’de araştırma kurumları ve üniversiteler bu bağlamda henüz objektif araştırma koşullarına sahip değildir. Barışı konuştuğumuz bu mevsimde Barış Akademisyeni yüzlerce onurlu insanın işe iade edilmemiş olması bile bu koşulsuzluğu ispatlamak için yeterlidir.

Öte yandan hala güncel olan yayla yasakları, özel güvenlik bölgeleri uygulaması, kayyım rejimleri, köy boşaltmaları, zorla göçertme, geçici köy koruculuğu, güvenlik bürokrasisine (MİT, Emniyet, askeriye, diplomasi) yapılan bütçe harcamaları, paramiliter gruplara ödenen örtülü bütçe ve ödenekler Kürt meselesinde çözümsüzlük ekonomisinin açık maliyetleridir. Barış ikliminde bunların tümünün değişmesi gereklidir. Bunlara ilave olarak yıllardır sürdürülen yapay/yandaş teşvik politikalarından tutalım, kayıt dışı ekonomi ve vergi politikalarına varana kadar birçok örtük maliyet de mevcuttur. Bu kapsamda Kürt meselesinde çözümsüzlüğün yol açtığı vergi kaybı ve kamu yatırımının tespiti için çok kapsamlı araştırmalar da henüz yapılabilmiş değildir. 

Kamu hizmetleri sunumunda hala bölgesel ayrımcılığa/eşitsizliğe işaret eden yüzlerce veri sunulabilir ve bu verilerin bölgede yaşayan Kürt halkına ve kişisel olarak bireylere çıkardığı maliyeti hesaplayabilecek bir mekanizma da yoktur. Örneğin Türkiye geneli bir doktor başına 389 hasta düşerken Muş’ta bu sayı 791, Hakkari’de 706’dır. Bölgede doktor olmanın da hasta olmanın da daha ağır bir yükü/maliyeti olduğu bu tablodan okunabilir. Bölge insanının Türkiye metropollerine doğru hastane göçünün maliyeti özel bir araştırma konusudur. Bölgede yaşayan bir kişi iseniz hastalık durumunda yol ve konaklama gideri maliyetiniz, refakatçi gideriniz farklı olmaktadır. Çünkü doğru teşhis ve tedaviye kendi iliniz içinde ulaşamadığınız birçok durum açığa çıkabilmektedir.

Güncel olarak Van’dan Ankara’ya, İstanbul’a, İzmir’e ve Antalya’ya uçakla gitmenin maliyeti İstanbul’dan Paris’e Londra’ya Roma’ya, Madrid’e gitmekten daha pahalı bir durumdadır. İlginç bir şekilde Türkiye’deki en pahalı akaryakıtını Hakkarililer ve Vanlılar tüketmektedir. Ülkenin petrol yatakları olan tek bölgesinin veya petrol boru hatlarına en yakın bölgesinin bu düzeyde akaryakıt fiyatlarına maruz bırakılması kasıtlı bir politikadır. Üstelik İran sınırının öte yakasında 1/10 düzeyinde akaryakıt fiyatları düzeyi varken durum daha ağır gelmektedir. Küresel düzenin İran politikasının faturası da Kürt halkına yansıyor. Bu boyut başka bir yazının konusu olmayı hak ediyor. Ancak Van ve Hakkari başta olmak üzere bölge illerinde bu eşitsizlik çok kolay bir şekilde akaryakıt üzerindeki vergi oranları düzenlenerek giderilebilecekken siyasal iktidarlar bu yönde bir tercihte bulunmadı/bulunmuyor.

İşsizlikte 10 puanlık fark

Türkiye geneli ile Kürt illeri olarak ifade edebileceğimiz Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinin illerindeki işsizlik oranları arasında çok ciddi oransal farklar bulunmaktadır. TÜİK verileriyle dahi bu fark açıktır. TÜİK’in açıkladığı potansiyel işgücünü işsizlere dahil ettiğimizde Türkiye geneli yüzde 14 olan erkek işsizlik oranı, yüzde 30 olan kadın işsizlik oranı, yüzde 20 olan genel işsizlik oranı Doğu Anadolu'da sırasıyla yüzde 20, yüzde 43 ve yüzde 29 şeklinde yaşanmaktadır. Güneydoğu Anadolu’da ise bu oranlar yine sırasıyla yüzde 22, yüzde 46 ve yüzde 30 şeklindedir. Bu veriler bölgede istihdamın istisnai bir durum olduğunu, işsizliğin egemen olduğunu göstermektedir.

Yine bu verilere ücretsiz çalışan aile işçilerini (ÜAİ) dahil ettiğimizde Kürt illerinde erkek işsizliği yüzde 28’e, kadın işsizliği yüzde 68’e ve genel işsizlik oranı ise yüzde 41’e yükselmektedir. Türkiye geneli ücretsiz aile işçilerinin eklendiği işsizlik oranları ise bu değerlerin çok altındadır. Sırasıyla Türkiye geneli ücretsiz aile işçileri eklenmiş işsizlik oranı yüzde erkekler için yüzde 18, kadınlar için 45 ve genel için yüzde 28’dir.

Gelirde son sırada

“Yoksulluk durumu nedeniyle sosyal güvenlik primini kendisi ödeyemediği için primi devlet tarafından ödenenlerin oranı” Türkiye genelinde yüzde 7 iken bu oran Urfa’da yüzde 35, Ağrı’da yüzde 32, Muş’ta 31, Şırnak’ta yüzde 27, Hakkari’de yüzde 27, Iğdır’da yüzde 25, Van’da yüzde 23 Mardin ve Diyarbakır’da ise yüzde 22 düzeyindedir. Tüm bölge illerinde bu oran Türkiye ortalamasının üzerindedir. Türkiye ortalamasını bu bağlamda yükselten yine bölge illeridir. Zaten kişi başına düşen gelir sıralamasında da bölge illeri son sıralarda yer almakla bu veriyi/değerlendirmeyi teyit etmektedir.

Bölge illerinde ekonomik altyapının yetersiz olduğunu açığa çıkaran diğer bir veri ise aktif sigortalı istihdamın toplam nüfusa oranıdır. Bu oran Türkiye geneli için yüzde 31 iken bölge illerinin tümünde Türkiye ortalamasının altındadır. Urfa, Muş ve Ağrı’da bu oran yüzde 20’nin altındadır. Görece olumlu bir ekonomik altyapısı olan Antep’te bile bu veri yüzde 27 bandındadır.

Liberal bir ekonomik düzende özel sektör istihdamının ve işyerlerinin oranı ekonomik düzeyi göstermek açısından önemli bir ölçüttür. Türkiye genelinde kamu işyerlerinin işyerleri sayısı içindeki oranı sadece yüzde iki iken bölge illerinde bu oran genellikle Türkiye ortalamasının üzerindedir. Kamudaki sigortalı oranının toplam sigortalılara oranını gösteren aşağıdaki tabloda görüleceği üzere bölge illerinde özel sektör istihdamı çok sınırlıdır. Türkiye genelinde yüzde 12 bandında olan kamudaki sigortalı sayısının toplam sigortalılara oranının Hakkari‘de yüzde 58’e yükselmiş olması bölge ile ülke arasındaki “uçurumu” gösteren başka bir veridir.

Yukarıdaki tartışmayı çok boyutlu bir şekilde 4-5 Temmuz 2026’da Diyarbakır’da Demokratik Bölgeler Partisi öncülüğünde gerçekleşen “Ekonomi Çalıştayı’nda” gerçekleştirdik. Kendi sunumum dahil ülke ve dünya örnekleri ile “barışın ekonomisi arayışımız” henüz teşhis aşamasında diyebiliriz. Barışın kapısını aralayabilirsek, ülkenin insan kaynağını, bütçesini, vergisini, teşviklerini, desteklerini barış toplumu için harcayabilirsek yukarıdaki olumsuz tabloların yönünü değiştirebiliriz.

Bunu başarırsak ülkeye sadece “PKK’lilerin dönüşü” sağlanmış olmayacak, barışsız kalmış ülkeden yıllardır yönünü başka ülkelere çevirmiş mühendis, doktor, akademisyen “on binlerin dönüşünü” ve göçmüş gençlerin ülkeye dönüşünü de mümkün kılmış olacağız.

Belki de nüfusu Almanya’dan daha çok olan Türkiye’nin üretiminin Almanya’nın üçte birinden daha az olmasının yapısal bir nedeni her anlamda barışsızlık ikliminin egemen olmasıdır. Bu makası daraltacak en önemli etken barış iklimi olabilir mi? Belki bu defa Pınar Selek’ler “Barışabildik” kitabını yazar, 4 kez beraat ettiği dava nedeniyle ülkesine dönebilir? Neden olmasın?



 

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız