Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Irak merkezli Dijlah TV’de gazeteci Nebil Casim’in sorularını yanıtladı. 27 Ekim’de yayımlanan röportajda Suriye-Irak ilişkileri, petrol taşımacılığı, sınır güvenliği, tarımsal üretim, su kaynakları ve iki ülkedeki siyasi süreçler ele alındı.
Şara, Suriye ile Irak’ın tarihsel ve toplumsal bağlarının iki ülkenin geleceğinde belirleyici olduğunu belirterek, bölgenin uluslararası ve bölgesel güçlerin politikalarından bağımsız karar alabilen devletler oluşturma fırsatıyla karşı karşıya olduğunu savundu. İki ülke arasındaki ilişkilerin siyasi konjonktüre göre değil, ortak çıkarlar ve kalıcı kurallar temelinde yürütülmesi gerektiğini söyledi.
Irak petrolü için Banyas hattı gündemde
Röportajın öne çıkan başlıklarından biri, Irak petrolünün Suriye üzerinden Akdeniz’e ulaştırılması oldu.
Şara, petrol alanındaki işbirliği için ABD’de mutabakat zaptları imzalandığını ve çeşitli şirketlerin Suriye’de yatırım olanaklarını değerlendirdiğini açıkladı. Bu şirketlerin yüz milyonlarca dolarlık yatırım fırsatlarını incelediğini belirten Şara, şirketlere Irak’a yatırım yapmalarını da tavsiye ettiklerini söyledi.
Suriye’nin Banyas Limanı’na uzanan petrol boru hatlarının yeniden inşasının önemine değinen Şara, bu konuyu Hürmüz Boğazı’ndaki krizden önce gündeme getirdiklerini ifade etti. Şara’ya göre söz konusu proje, Irak’ın petrol ihracatı için alternatif bir güzergâh oluştururken Suriye’ye de ekonomik fayda sağlayabilir.
Şara, projenin eski Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani döneminde gündeme geldiğini, ancak o dönemde görüşmelerin genel çerçevede kaldığını belirtti. Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi’nin göreve gelmesinin ardından görüşmelerin ilerlediğini kaydetti.
Çalışmaların bölgesel ve ABD’li şirketlerin katılımıyla sürdüğünü belirten Şara, planın yalnızca petrol boru hatlarını değil, rafinerileri ve ilgili altyapı tesislerinin yenilenmesini de kapsadığını söyledi.
Irak’ın petrol ihracatı için Suriye’nin Akdeniz kıyılarının stratejik önem taşıdığını savunan Şara, iki ülke arasındaki kara yolu ve liman bağlantılarının da geliştirilmesi gerektiğini dile getirdi. Faw Limanı ile Tartus Limanı arasında kurulacak bağlantının, Irak’ı Akdeniz’e ve oradan Batı pazarlarına ulaştırabilecek güzergâhlardan biri olabileceğini ifade etti.
İki ülke arasında 140 bini aşkın tır hareketi
Şara, Suriye ile Irak arasındaki ticaret ve taşımacılık faaliyetlerinde son aylarda hızlı bir artış yaşandığını belirtti.
Son 6-7 ayda 100 binden fazla transit tırın Suriye ve Irak üzerinden geçtiğini, iki ülke arasındaki ithalat ve ihracat taşımacılığında ise 40 binden fazla tırın hareket ettiğini açıkladı.

Irak’ın Suriye’deki yatırımlarının da somut adımlarla ilerlediğini söyleyen Şara, çimento sektörünün yeni dönemde Irak sermayesinin yöneldiği ilk alanlardan biri olduğunu belirtti. İki ülke arasında başka sektörlerde de işbirliği olanakları bulunduğunu kaydetti.
Şara, ekonomik ilişkilerin iki ülke arasındaki bağların temelini oluşturması gerektiğini savunarak, güvenlik ve toplumsal ilişkilerin de bu ekonomik işbirliğini destekleyecek biçimde geliştirilmesini istedi.
“Suriye’nin istikrarı Irak’ın da yararına”
Suriye ile Irak’ın güvenlik ve siyasi açıdan birbirine bağlı olduğunu söyleyen Şara, Suriye’deki istikrarın Irak’a, Irak’taki istikrarın da Suriye’ye olumlu yansıyacağını belirtti.
Irak hükümetinin Suriye’deki yeni yönetime yaklaşımının olumlu olduğunu ifade eden Şara, iki ülke arasındaki ilişkilerin başlangıçta ortak çıkarlar üzerinden kurulmaya çalışıldığını söyledi. Bazı siyasi aktörlerin farklı bir tutum geliştirmeye çalıştığını ancak Bağdat’ın Suriye’ye yönelik yaklaşımını olumlu bulduğunu dile getirdi.
Şara, iki ülkenin bütün konularda aynı görüşte olmasının işbirliğine başlamak için zorunlu olmadığını belirterek, ekonomik ve toplumsal ilişkilerin güçlendirilmesinin zamanla mevcut anlaşmazlıkların çözümüne katkı sağlayabileceğini savundu.
Bölgenin geçmişte işgaller, savaşlar ve mezhepsel çatışmalar nedeniyle kendi kararlarını alma kapasitesini kaybettiğini söyleyen Şara, Suriye ve Irak’ın bu süreçten çıkmak için ortak hareket etmesi gerektiğini ifade etti.
Sınır güvenliği ve silahlı gruplar
Şara, röportajda Suriye-Irak sınırındaki güvenlik durumuna ve silahlı gruplara ilişkin değerlendirmelerde de bulundu.
Suriye yönetiminin ilk günden itibaren izlediği politikanın açık olduğunu belirten Şara, silahlı güçlerin devlet bünyesinde birleştirilmesi ve silahın devletin kontrolünde olması gerektiğini söyledi.
Suriye’de çatışma döneminde çok sayıda silahlı grubun ortaya çıktığını ve bu grupların farklı gündemlere sahip olmasının Irak açısından kaygı yarattığını ifade eden Şara, silahlı yapıların devlet bünyesine entegre edilmesi konusunda uzlaşmaya dayalı bir süreç yürütüldüğünü belirtti.
İki ülke arasında yüksek düzeyde güvenlik koordinasyonu bulunduğunu ileri süren Şara, sınırların istikrarlı ve güvenli olduğunu, Bağdat ile Şam arasında güvenlikle ilgili değerlendirmelerin düzenli biçimde paylaşıldığını söyledi.
Şara, Irak hükümetinin sınır güvenliği konusunda ileteceği kaygıların Suriye tarafından ele alınabileceğini belirtti. DEAŞ’ın oluşturduğu tehdidin geçmiş dönemlere kıyasla azaldığını ancak tamamen ortadan kalktığının söylenemeyeceğini de ifade etti.
Suriye ve Irak’taki siyasi ve toplumsal bölünmelerin radikal örgütlerin güç kazanabileceği ortamlar yaratabileceğini savunan Şara, bu nedenle iki ülke arasındaki güvenlik işbirliğinin sürdürülmesi gerektiğini söyledi.
Su kaynakları ve tarım için ortak planlama
Röportajda iki ülkenin su kaynakları ve tarımsal üretim kapasitesi de gündeme geldi.
Şara, su meselesinin yalnızca günlük ihtiyaçlar çerçevesinde ele alınmaması, uzun vadeli ve stratejik bir yaklaşımla değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Fırat ve Dicle havzalarının iki ülke için ortak önem taşıdığını ifade ederek, su kaynaklarının tarımsal üretimle birlikte planlanmasını istedi.
Suriye ve Irak’taki tarım arazilerinin toplam büyüklüğünün yaklaşık 80 ila 100 milyon dönüm olduğunu söyleyen Şara, bu potansiyelin bölgedeki 100 ila 130 milyon kişinin gıda ihtiyacının karşılanmasına katkı sunabileceğini belirtti.
Şara, tarımsal üretimi artırmak ve su tüketimini azaltmak için modern teknolojilerden yararlanılması gerektiğini vurguladı. Danimarka ve Hollanda gibi ülkelerle teknoloji ve bilgi paylaşımının değerlendirilebileceğini ifade etti.
Uygun teknolojilerin kullanılmasıyla bazı bölgelerde tarımsal üretimin yüzde 50 ila 70 oranında, hatta daha fazla artırılabileceğine ilişkin çalışmalar bulunduğunu söyleyen Şara, iki ülkenin tarımsal çeşitliliğinin ve mevcut uzmanlığının daha etkin kullanılmasını istedi.
Iraklıların Suriye’ye seyahati ve mezhepsel gerilimler
Şara, iki ülke arasındaki toplumsal ilişkilerin güçlendirilmesi ve karşılıklı seyahatlerin kolaylaştırılması gerektiğini belirtti.
Suriye-Irak ilişkilerinin mezhepsel veya etnik temellere dayanmadığını savunan Şara, ortak tarih, ekonomik çıkarlar ve toplumsal bağların ön plana çıkarılması gerektiğini söyledi.
Iraklıların Şam’daki Seyyide Zeyneb Türbesi’ni ziyaret edip edemeyeceğine ilişkin soruya da yanıt veren Şara, ziyaretin mümkün olduğunu ve Suriye yönetiminin buna engel olmadığını ifade etti. Bununla birlikte güvenlik koşullarının gözetilmesi gerektiğini belirtti.
Şara, bazı kişilerin bu konuyu mezhepsel gerilim yaratmak amacıyla kullanmaya çalıştığını ve son aylarda bu girişimlerde bulunan bazı kişilerin gözaltına alındığını söyledi.
d
Irak’taki Suriyeli tutukluların durumu
Röportajın önemli başlıklarından biri de uluslararası koalisyon güçlerinin Irak yönetimine teslim ettiği tutukluların durumu oldu.
Şara, teslim edilenler arasında yaklaşık 3 bin Suriyelinin bulunduğunu açıkladı. Konunun Irak Yargı Konseyi ile yapılan görüşmelerde ele alındığını, konsey başkanının Suriye’yi ziyaret ederek Adalet Bakanlığı ile görüştüğünü ve dosyanın çözümü için bir program oluşturulması konusunda anlaşmaya varıldığını söyledi.
Şara’ya göre tutukluların tamamı aynı kategoride değerlendirilemez. Bazı Suriyelilerin DEAŞ ile bağlantısının bulunmadığını belirten Şara, öncelikle tutukluların sınıflandırılması, hukuki durumlarının incelenmesi ve Suriye’nin sorumluluğunun belirlenmesi gerektiğini ifade etti.
İncelemelerin ardından bazı kişilerin Suriye’ye geri gönderilmesinin mümkün olup olmadığının değerlendirileceğini belirten Şara, sürecin Irak ve Suriye arasındaki koordinasyonla yürütüleceğini kaydetti.
Şara, 2003’te Irak’a neden gittiğini anlattı
Şara, röportajda kendi geçmişine ilişkin açıklamalarda da bulundu. Irak’a 2003 yılında, ABD öncülüğündeki işgale karşı Iraklıları savunmak amacıyla gittiğini söyleyen Şara, bu kararının herhangi bir örgütsel, siyasi, askerî veya istihbarat bağlantısına dayanmadığını ileri sürdü.
Irak’a kişisel bir kararla gittiğini belirten Şara, o dönemde 18 yaşında olduğunu, eğitimini sürdürdüğünü ve görece rahat bir yaşamı bulunduğunu söyledi. Bölgedeki gelişmelerin, Filistin’deki intifadanın ve Afganistan’daki savaşın kendisini etkilediğini ifade etti.
Şara, Irak’a ABD güçlerinin gelişinden yaklaşık bir hafta veya on gün önce girdiğini söyledi. 2005 yılında tutuklandığını ve 2011 yılına kadar cezaevinde kaldığını belirten Şara, Irak’ta 2006 yılında yaşanan mezhepsel çatışmalara katılmadığını ve cezaevinde bulunduğu dönemde ülkedeki gelişmelerden büyük ölçüde habersiz olduğunu ileri sürdü.
2011 yılında serbest bırakıldıktan sonra Suriye’ye döndüğünü ve Suriye’deki ayaklanmanın başlangıcında ülkesine geçtiğini anlatan Şara, Irak’taki çatışmalara müdahil olmadığını söyledi.
Irak halkına ilişkin olumlu ifadeler kullanan Şara, Iraklıların misafirperverliği ve cömertliği hakkında okuduklarının kendi deneyimiyle örtüştüğünü belirtti. Askerî çatışmalarda sivillere ve silahsız kişilere zarar vermediğini savunan Şara, çatışmanın kuralları ile sivillerin öldürülmesi arasında ayrım yapılması gerektiğini ifade etti.
“Bölge kendi kararını verebilmeli”
Şara, Irak halkına ve ülkedeki siyasi aktörlere yönelik mesajında Suriye, Irak ve diğer bölge ülkelerinin kritik bir dönemden geçtiğini söyledi.
Bölge ülkelerinin kendi kararlarını alabilecek kapasiteye sahip olduğunu savunan Şara, uluslararası ve bölgesel güçlerin politikalarına bağımlı olmadan hareket edebilen devletler kurulması gerektiğini belirtti.
Şara, Suriye ve Irak’tan 10 milyondan fazla kişinin Batı ülkelerinde mülteci olarak yaşadığını ileri sürerek, bu kişilerin geri dönebilmeleri için uygun koşulların oluşturulmasının iki ülkenin ortak sorumluluğu olduğunu söyledi. İstihdam olanaklarının, ekonomik kalkınmanın ve insan kaynağının geliştirilmesinin bu süreçte önemli olduğunu vurguladı.
İki ülkenin sahip olduğu bilgi, beceri ve kaynakların güçlü devletler inşa etmek için yeterli olduğunu savunan Şara, geçmişte yaşanan savaşların, darbelerin ve mezhepsel çatışmaların aşılması gerektiğini ifade etti.
Tarihsel olayların tarafların kendi beklentilerine göre yorumlanmasının yeni riskler doğurabileceğini belirten Şara, mevcut kuşakların geçmişte yaşanan tartışmaların ötesine geçerek yaşam koşullarını iyileştirmeye ve kalkınmaya odaklanması gerektiğini söyledi.
Irak hükümetine yolsuzlukla mücadele ve silahların devlet kontrolüne alınması desteği
Şara, Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi’nin yolsuzlukla mücadele ve silahların devlet kontrolünde toplanmasına yönelik yaklaşımını desteklediğini açıkladı.
Siyasi partilerle bağlantılı farklı silahlı yapıların varlığının devleti güçlendirmek yerine zayıflatabileceğini savunan Şara, askerî gücün birden fazla merkeze dağılmasının devletin karar alma yetkisini sınırlandırdığını söyledi.
Şara’ya göre savaş ve barış kararları devletin elinde bulunmalı; ordu, sınır güvenliği, polis ve iç güvenlik kurumları gibi yapılar açık bir kurumsal çerçevede faaliyet göstermeli.
Irak’ın 2003’ten bu yana yeterli istikrara kavuşamadığını savunan Şara, iki yılı aşkın değil, yirmi yılı aşkın bir dönemin ülkenin potansiyelini değerlendiren güçlü bir devlet kurmak için yeterli olması gerektiğini ifade etti. Irak hükümetinin yolsuzlukla mücadele ve silahları devlet kontrolünde toplama hedeflerine siyasi ve toplumsal destek verilmesi gerektiğini söyledi.
Şara, Suriye ile Irak’ın bölgedeki krizlerden çıkabilmesi için güçlü kurumlar oluşturması, ekonomik ve toplumsal bağlarını geliştirmesi ve kendi kararlarını alabilen devletler hâline gelmesi gerektiğini belirterek sözlerini tamamladı.