Demokrasi Partisi (DEP) eski milletvekili Orhan Doğan’ın hayatını kaybetmesinin üzerinden 19 yıl geçti. 27 Haziran 2007’de Ağrı’nın Doğubayazıt ilçesinde düzenlenen Ehmedê Xanî Kültür Sanat ve Turizm Festivali’nde konuşma yaptığı sırada kalp krizi geçiren Doğan, kaldırıldığı hastanede iki gün süren yaşam mücadelesinin ardından 29 Haziran 2007’de yaşamını yitirdi.
1955 yılında Mardin’in Derik ilçesinde dünyaya gelen Orhan Doğan, avukatlık mesleğinden milletvekilliğine, insan hakları savunuculuğundan barış arayışlarına uzanan yaşamıyla Türkiye’nin yakın siyasi tarihinde iz bırakan isimlerden biri oldu. 1990’lı yılların ağır baskı ortamında suikast girişimlerine hedef oldu, evi ve aracı bombalandı, 10 yılı aşkın süre cezaevinde kaldı. Buna rağmen barış, adalet ve halkların kardeşliği yönündeki çağrılarını sürdürdü.

Barış mücadelesiyle anılan bir siyasi yaşam
Orhan Doğan, yaşamı boyunca barışın sağlanmasını temel siyasi sorumluluklarından biri olarak gördü. “Size barış ortamını sağlayamadığım için özür dilerim” sözleri, onun bu mücadeleyi kişisel bir sorumluluk olarak üstlendiğinin en çok hatırlanan ifadelerinden biri oldu.
1990’lı yıllarda çok sayıda saldırının hedefi olan Doğan’ın Cizre’deki evi defalarca tarandı ve bombalandı. Aracı da bombalı saldırıya uğradı. Buna rağmen insan hakları ihlallerini uluslararası kamuoyuna taşımaktan geri durmadı. Cizre İnsan Hakları Derneği’nin kuruluşunda yer aldı, Şırnak İnsan Hakları Derneği Şube Başkanlığı yaptı.

1980’de Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Cizre’ye yerleşen Doğan, özellikle işkence ve hak ihlali iddialarına ilişkin davalarda avukatlık yaptı. Yeşilyurt köyünde köylülere yönelik işkence iddialarının uluslararası alana taşınmasında yürüttüğü hukuki çalışmalarla tanındı.
Meclis, dokunulmazlık süreci ve cezaevi yılları
Halkın Emek Partisi’nin kuruluşunda yer alan Orhan Doğan, HEP’in SHP ile yaptığı ittifak kapsamında 1991 seçimlerinde Şırnak Milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne girdi. Milletvekilliği döneminde demokratik çözüm ve barış girişimlerinde görev aldı. Dönemin Cumhurbaşkanı ile yapılan görüşmelere katıldı; Abdullah Öcalan ile Şam’da gerçekleştirilen ateşkes görüşmelerinde yer alan milletvekilleri arasında bulundu.
1994 yılında dokunulmazlığının kaldırılmasının görüşüldüğü TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, düşüncelerin kelepçeyle değil, demokratik tartışma ortamında değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. “Lütfen beni dinleme tahammülünü gösteriniz” sözleriyle başlayan konuşmasında, farklı fikirlerin yargı yoluyla değil, Meclis zemininde tartışılması gerektiğini vurguladı.

Dokunulmazlığının kaldırılmasının ardından Meclis çıkışında gözaltına alınan Orhan Doğan, DEP’li milletvekilleriyle birlikte tutuklandı. Ulucanlar Cezaevi’nde 10 yılı aşkın süre hapis yattı. Cezaevi yıllarında çocuklarına düzenli mektuplar yazdı; mektuplarında geçmiş acıların geleceğin öfkesine ve kinine dönüşmemesi gerektiğini anlattı.
9 Haziran 2004’te tahliye edilen Doğan, cezaevinden çıktıktan sonra Demokratik Toplum Hareketi çalışmalarına katıldı ve Demokratik Toplum Partisi’nin kuruluş sürecinde görev aldı. 2007’de Türkiye Barışını Arıyor Konferansı’nın hazırlık çalışmalarında yer aldı ve Barış Meclisi çalışmalarını sürdürdü.
Yıldırım Türker’in anlatımıyla Orhan Doğan
Yazar Yıldırım Türker, 2018 yılında kaleme aldığı yazıda Orhan Doğan’ı “yakın tarihimizin sözüyle, yüzüyle, duruşuyla barışa en çok benzeyen düşünürü” sözleriyle anlattı. Türker, Yaşar Kemal’in Doğan için söylediği “Onu tanıdıkça, anladıkça mutluluk ve sevinçler içinde kalıyordum” sözünü de aktararak, onun çevresindeki insanlar üzerinde bıraktığı etkiye dikkat çekti.

Türker’in yazısında, Orhan Doğan’ın öfke ve nefret yerine sevgi, merak ve umutla hareket ettiği, cezaevinden çıktıktan sonra da aynı tebessümle barış çalışmalarına devam ettiği vurgulandı. Doğubayazıt’taki festivalde on binlerce kişiyi selamladıktan sonra kalp krizi geçiren Doğan’ın, 29 Haziran 2007’de yaşamını yitirdiği ve Cizre’de büyük bir kalabalık tarafından uğurlandığı hatırlatıldı.
Ayşegül Doğan: Toplumsal hafıza silinemez
Orhan Doğan’ın kızı Ayşegül Doğan, babasının ölümünün 10’uncu yılında yaptığı değerlendirmede, toplumun belleğini korumanın önemine dikkat çekti. Cizre’de bulunan Orhan Doğan anıtının kayyım yönetimi tarafından kaldırılmasını hatırlatan Doğan, “Bir heykelden ve cümleden neden korkulur?” sözleriyle tepki gösterdi.
Ayşegül Doğan, 1994 yılında DEP milletvekillerinin tutuklanması ile sonraki yıllarda Kürt siyasetçilere yönelik operasyonlar arasında benzerlikler bulunduğunu belirtti. Her iki dönemde de Kürtler adına siyaset yapanların Meclis’ten çıkarılarak tutuklandığını ifade etti.

Cizre’deki Orhan Doğan anıtının yanı sıra Tahir Elçi’nin isminin kaldırılması, Uğur Kaymaz ve Roboski anıtlarının kaldırılmasının da kendisini derinden üzdüğünü söyleyen Ayşegül Doğan, heykellerin yıkılması ve cadde isimlerinin değiştirilmesiyle toplumsal hafızanın silinemeyeceğini vurguladı.
Anıtta yer alan “Nasıl tek çiçekli bir bahçe tek sazlı bir orkestra olmazsa Türkiye’nin insanının da tek tip düşünmesi beklenmemelidir” sözünü hatırlatan Doğan, babasının ömrünü kalıcı, hakkaniyetli ve onurlu bir barışa adadığını ifade etti.
Orhan Doğan’ın yaşamı
Orhan Doğan, 25 Temmuz 1955’te Mardin’in Derik ilçesinde doğdu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde öğrenimine devam ederken 1975 yılında açılan memurluk sınavını kazandı. 1975-1981 yılları arasında Ankara Altındağ İlköğretim Müdürlüğü’nde muhasebe memuru olarak çalıştı.

Avukatlık stajını Murathan Mungan’ın babası İsmail Mungan’ın yanında tamamladıktan sonra Cizre’ye dönerek avukatlık yaptı. Demokrasi Partisi’nden milletvekili seçilen Doğan, yaklaşık 10 yıl cezaevinde kaldı ve 9 Haziran 2004’te tahliye edildi.
Daha sonra Demokratik Toplum Partisi’nin desteklediği bağımsız adaylardan biri olarak Şırnak’tan aday oldu. Ancak Yüksek Seçim Kurulu, seçilmeye engel mahkûmiyetleri bulunduğu gerekçesiyle adaylığını kabul etmedi.
25 Haziran 2007’de Ağrı’nın Doğubayazıt ilçesinde halka hitap ettiği sırada kalp krizi geçiren Orhan Doğan, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Araştırma Hastanesi’ne kaldırıldı. 29 Haziran 2007’de burada yaşamını yitirdi.