Dicle TV | Kültür - Sanat | 67 yıl önce bugün: Musa Anter’in Kımıl’ı yayımlandı

67 yıl önce bugün: Musa Anter’in Kımıl’ı yayımlandı

Musa Anter'in 67 yıl önce bugün yayımladığı Kımıl şiiri, Diyarbakır'da Kürt basın tarihinin dönüm noktası ve 49'lar Davası'nın başlangıcı oldu.

Musa Anter'in 67 yıl önce bugün yayımladığı Kımıl şiiri, Diyarbakır'da Kürt basın tarihinin dönüm noktası ve 49'lar Davası'nın başlangıcı oldu.

67 yıl önce bugün: Musa Anter’in Kımıl’ı yayımlandı

31 Ağustos 1959, tam olarak bugünden 67 yıl önce Diyarbakır'da yayımlanan İleri Yurd gazetesinin sayfalarında kısa bir metin çıktı. Başlığı Kımıl'dı, altında Musa Anter imzası vardı. Metnin içinde o güne kadar Türkiye basınının neredeyse hiç görmediği bir şey vardı: gazete sayfasında Kürtçe dizeler.

O gün kimse bilmiyordu ama Musa Anter'in bu küçük yazısı, birkaç ay içinde elliye yakın Kürt aydınını hücrelere düşürecek bir sürecin fitilini ateşleyecekti.

Vatan menfaatlerinde Türkiye Kürtlerinin hassasiyeti”

Bir Böcek Şiiri Nasıl Suç Sayıldı

İleri Yurd, 1958'de Diyarbakır'da Abdurrahman Efem Dolak'ın sahipliğinde yayın hayatına başlamış küçük bir gazeteydi. 1959 Mayıs'ında Musa Anter ve Canip Yıldırım kadroya katıldı. Yıldırım yazı işlerini yönetirken Anter, "Ama Ne İleri Yurd" başlıklı bir köşe yazıyordu.

Anter'in kalemi devletin dikkatini kısa sürede çekti. 4 Mayıs'ta yazdığı "Niçin çıkıyoruz" başlıklı yazının ardından gazete hakkında art arda davalar açılmaya başlandı. 16 Haziran'da köşesine Kürtçe bir başlık atınca soruşturma açıldı. Birkaç gün sonra yazdığı bir başka yazı yüzünden 1 Temmuz'da tutuklandı.

Cezaevinden çıktıktan sonra yazdığı ilk yazılardan biri Kımıl oldu. Metin, Siverek köylerinde geçen kısa bir hikâyeyle açılıyordu. Köye gelen çerçiye buğday satmaya gelen genç bir kızın ürünü, kımıl böceğinin verdiği zarar yüzünden değersizleşmişti. Çerçi buğdayı kabul etmedi. Kız için kaybedilen yalnızca bir kap buğday değildi; bir ailenin kışlık yiyeceği, emeği ve alışveriş yapabilme imkânıydı. Anter bu çaresizliği, kızın söylediği aktarılan Kürtçe bir ağıt üzerinden yazıya taşıdı. Ağıtta kımılın sürüler hâlinde geldiği, buğdayı yiyip geride yalnızca ot bıraktığı anlatılıyordu; dağlar, ekinler, koyunlar ve çobanlar üzerinden kurulan dizeler, kırsal yaşamın bütün parçalarının nasıl birlikte çöktüğünü gösteriyordu.

Kımıl - Musa Anter - 1000Kitap

Anter, ağıdın ardından kızın "kımıl geldi, bizi sefil ve perişan hâle soktu, bari sen insaf et" demek istediğini yazdı. Metnin sonunda ise kıza, kendisini "süne ve sünmenin ıstırabından" kurtaracak kardeşlerin yetiştiğini söyledi. Bu iki ifade, yazının siyasi olarak okunmasında belirleyici oldu.

Kürtçe bir metnin gazete sayfasında yer alması, dönemin siyasi ikliminde sıradan bir edebi tercih olarak görülmedi.

İstanbul Basını Neden Bu Kadar Öfkelendi

Yayından dört gün sonra, 4 Eylül'de konu Yeni Sabah'ın haberiyle İstanbul basınına taşındı. Haberde şiirin içeriği kadar Anter'in yazısındaki "Şark halkı" ve "yetişen kardeşler" ifadeleri de öne çıkarıldı. Ardından Cumhuriyet ve Ulus gazeteleri konuyu işledi.

Cumhuriyet, 6 Eylül'de yayımladığı "Biz Yazıp Biz mi Okuyacağız?" başlıklı yazıda Diyarbakır'daki yöneticileri ve adli makamları İleri Yurd karşısında hareketsiz kalmakla eleştirdi. Yazının çıkmasından bir gün sonra, 7 Eylül'de Diyarbakır Savcılığı resmen soruşturma başlattı. Ulus'ta 19 Eylül'de yayımlanan bir başka yazıda ise İleri Yurd'a gazete kâğıdını kimin verdiği soruldu. Dönemin etkili köşe yazarlarından Falih Rıfkı Atay, Musa Anter'in ağır biçimde cezalandırılmasını isteyenler arasındaydı.

Çankaya'nın kalemi: Falih Rıfkı Atay - fikriyat

Tartışmanın odağı kımıl afeti, çiftçinin kaybı ya da bölgenin yoksulluğu değildi. Esas itiraz, Diyarbakır'daki bir gazetede Kürtçenin basılı olarak görünmesiydi. Anter'in kullandığı mecazlar da soruşturmanın gerekçeleri arasına girdi; "süne ve sünme" sözleri ekonomik sömürüye gönderme olarak yorumlanırken "yetişen kardeşler" ifadesine siyasi bir anlam yüklendi.

Tartışma yazı işlerinin çok ötesine taşındı. Dönemin Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Diyarbakır Valisi'ni telefonla arayıp konuya doğrudan müdahil oldu.

Bir Şiirin Çevresinde Büyüyen Dayanışma

Soruşturma haberi, Ankara ve İstanbul'da eğitim gören Kürt öğrenciler ve aydınlar arasında güçlü bir tepki yarattı. 13 Eylül 1959'da Ankara'daki Orman Çiftliği'nde yaklaşık otuz kişinin katıldığı bir toplantı düzenlendi. Toplantının ardından Musa Anter hakkında dava açılmasını protesto eden bir açıklama yayımlandı. "Türkiye Kürdleri" imzasını taşıyan bu açıklama Cumhurbaşkanlığına, Başbakanlığa, TBMM'ye, Diyarbakır Barosu'na ve bazı ülkelerin büyükelçiliklerine gönderildi.

49'lar davası" ve günümüz - Yeni Özgür Politika

Ancak Kımıl'ın tek başına bu dalgayı başlattığını söylemek süreci eksik anlatır. Aynı dönemde başka bir gerilim de Kürt meselesini Ankara'nın gündemine zaten taşımıştı. Irak'ta 14 Temmuz 1958'de gerçekleşen darbenin ardından Molla Mustafa Barzani'nin ülkeye dönmesi ve 1959'da Kerkük'te yaşanan, Türkmenlere yönelik gösterilerin bastırılmasıyla sonuçlanan olaylar, Türkiye'de tedirginlik yaratmıştı. CHP Niğde Milletvekili Asım Eren'in, Kerkük'te öldürülen Türkmenler üzerinden Türkiye'deki Kürtlere bir karşılık uygulanıp uygulanmayacağını soran önergesi, Kürt öğrencilerin tepkisine yol açan bir başka gelişmeydi.

Hükümet içinde bu öneri ciddi biçimde tartışıldı. Bayar, İçişleri Bakanı Namık Gedik ve Genelkurmay Başkanı Rüştü Erdelhun öneriye sıcak bakarken Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu karşı çıktı. Zorlu, Avrupa'ya karşı savunulamayacak bir sürece ortak olmaktansa istifa edeceğini söyledi. Başbakan Adnan Menderes, sonunda toplu bir sindirme yerine hedefi belirlenmiş bir tutuklama dalgasını tercih etti.

Kımıl soruşturması, öğrencilerin bildirileri ve telgrafları, devlet tarafından birbirinden kopuk kültürel tepkiler olarak değil, örgütlü bir hareketin işaretleri gibi okundu. Şiir bu atmosferin tek nedeni değil, en görünür sembollerinden biriydi.

Elli Kişilik Emir, İsimsiz Bir Liste

Ankara'da Kara Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Mahkemesi, elli kişilik bir tutuklama müzekkeresi çıkardı. Karar isim değil, sayı belirliyordu. Toplu operasyon 17 Aralık 1959'da başladı. Kürt öğrenciler, avukatlar, doktorlar, yazarlar ve aydınlardan oluşan bir grup gözaltına alınıp İstanbul Harbiye'deki Birinci Ordu'ya bağlı hücrelere kondu. Gözaltına alınan ve yargılanan kişilerin tam sayısına ilişkin kaynaklarda farklı rakamlar geçiyor; bu nedenle kesin bir toplam vermek yerine sürecin "elliye yakın" bir grubu kapsadığını söylemek daha doğru.

49'lar” 49 kişi miydi?.. - Celâl Temel

Koşullar ağırdı. Hücreler kırk kişiyi ancak alabildiği için on kişi serbest bırakıldı. Tutuklular başlarda birbirinden habersiz, tek başına hücrelerde tutuldu. İçlerinden Medet Serhat'ın kilidi açık kalan bir kapıyı fark etmesiyle bir araya gelmeyi başardılar ve topluca direnerek koğuş sistemine geçirilmelerini sağladılar.

Musa Anter, 17 Aralık 1959'da Diyarbakır'da tutuklanıp İstanbul'a götürüldü. Kımıl davasında beraat kararı çıktığında bile kendisi zaten aylardır bu operasyon kapsamında hücredeydi.

Emin Batu: Davaya Adını Veren İsim

Sürecin "49'lar Davası" adıyla anılmasının arkasında tek bir isim var: hukuk öğrencisi Mehmet Emin Batu. Batu, hücrede yaklaşık yetmiş gün kaldıktan sonra hayatını kaybetti. Bu ölüm, davanın kamuoyunda görünürlük kazanmasında ve tarihe geçen adını almasında belirleyici oldu.

Batu'nun ölümüyle ilgili anlatılar kaynaklara göre farklılaşıyor. Bazı anlatılarda hücre koşullarının ağırlaşıp hastalanarak öldüğü aktarılıyor. Başka bir anlatıda ise hücre duvarına kanıyla, esareti bir gül bahçesine tercih etmediğini, özgürlüğü bir diken olarak bile seçeceğini anlatan bir cümle yazdığı söyleniyor. Bu ikinci ayrıntı sık tekrarlanan, güçlü bir imge olsa da bağımsız biçimde doğrulanabilmiş değil; tek bir kaynağın aktarımı olarak kalıyor. Bu yazıda ikisi de belirtiliyor, ama okurun bunu bir tanıklık değil, farklı kaynakların birbirinden ayrışan aktarımı olarak değerlendirmesi gerekiyor.

Kesin olan şu: yirmili yaşlarındaki bir hukuk öğrencisi, adı belirsiz bir tutuklama emriyle götürüldüğü bir hücrede öldü ve arkasında elliye yakın arkadaşını bıraktı.

Beraat, Ama Bedelsiz Değil

Kımıl yazısı yüzünden Diyarbakır'da açılan dava ile 49'lar Davası hukuken iki ayrı dosyaydı. Mahkeme, Kımıl davasında bilirkişi incelemesinin ardından 28 Ocak 1960'ta Musa Anter ve Canip Yıldırım hakkında beraat kararı verdi. Ama bu karar 49'lar Davası'nın ağırlığını hafifletmedi; Anter, karar açıklandığında zaten aylardır Harbiye'deki hücresindeydi.

Yargılama sürecinde tutuklular kendi savunmalarını politik bir zemine taşıdı. Sanıklardan Yusuf Kaçar, Celal Bayar'ı protesto eden bir bildiriyi neden imzaladığı sorulduğunda, Bayar'ın 1938 Dersim Harekâtı sırasında verdiği emirleri hatırlattı ve protestosunun bu yüzden meşru olduğunu savundu. Milli boksör Esat Cemiloğlu ise kendisine tanınan tahliyeyi reddetti; yaşça küçük arkadaşları içeride kalırken kendisinin dışarı çıkamayacağını söyledi.

Şair Ve Boksör Bir Kürt Siyasetçi: Esat Cemiloğlu

27 Mayıs 1960 askeri müdahalesinin ardından birçok siyasi tutuklu serbest bırakıldı, ama 49'lar bu kapsamın dışında tutuldu. Cezaevinden o dönem sorumlu olan Faruk Güventürk'ün tutuklulara nispeten insancıl davranması, üstlerine yazdığı bir raporda ya yargılamanın sonuçlandırılmasını ya da sorumluluğu üstlenip hepsini serbest bırakacağını yazması, bireysel tutumların bazen resmi çizginin dışına çıkabildiğini gösterdi. Ama yargılama yıllarca sürdü, farklı hukuki aşamalardan geçti ve ancak 1965'te çıkan bir afla sonuçlandı.

49'lar Davası, kısa sürede Kürt siyasi hareketinin sonraki kuşakları için bir referans noktası hâline geldi. Musa Anter, Canip Yıldırım, Naci Kutlay, Esat Cemiloğlu ve Sait Kırmızıtoprak gibi isimler, bu süreçte hem bireysel hem toplumsal bir kimlik kazandı. Kımıl, edebi bakımdan yalın bir köylü ağıdıydı. Buna rağmen bir yerel gazetenin sayfasında Kürtçe yayımlanması, merkezi basını ve devlet kurumlarını harekete geçirmeye yetti; küçük bir gazete köşesinde yayımlanan birkaç dize, Türkiye'nin yakın siyasi tarihinde uzun süre konuşulacak bir davanın en görünür sembollerinden biri oldu.

 

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız