İnsan Hakları Derneği (İHD) Merkez Yürütme Kurulu Üyesi Eren Keskin, çözüm sürecinin hukuki ve siyasi boyutuna ilişkin Fırat Haber Ajansı'na (ANF) değerlendirmelerde bulundu. Kürtlerin ve Kürt coğrafyasının geçmişten bu yana ancak filmlerde görülebilecek kadar ağır acılar ve hak ihlalleri yaşadığını belirten Keskin, insanların katledildiğini ve cenazelerin araçların arkasında sürüklendiğini hatırlattı. Kürt halkının tüm bu hafızaya ve yaşananlara rağmen barış istemeyi tercih ettiğini vurgulayan Keskin, bu iradenin çok büyük ve önemli bir eşik olduğuna dikkat çekti. Silahların bırakılmasının mücadeleyi tamamen ortadan kaldırmayacağını, demokratik mücadelenin de başlı başına güçlü bir zemin olduğunu ifade eden Keskin, Kürtlerin bu demokratik yöntemi tercih ettiğini ve artık devletin bu stratejik tercihin karşılığını somut adımlarla vermesi gerektiğini dile getirdi.

“Barışın İlerlemesi İçin umut hakkı”
Sürecin ilerlemesi için gözlerin iktidarın atacağı yasal adımlara çevrildiğini ifade eden Eren Keskin, yürüyen müzakerelerin merkezinde yer alan ve devlet tarafından da baş müzakereci olarak kabul edilen Abdullah Öcalan’ın mevcut koşullarının değiştirilmesinin ertelenemez bir ihtiyaç olduğunu vurgulayan açıklamalarda bulundu. Sağlıklı bir barış görüşmesinin yürütülebilmesi için tarafların eşit koşullara sahip olması gerektiğine işaret eden Keskin, Öcalan'ın uzun süredir avukatlarıyla görüştürülmemesinin ve dış dünyayla iletişiminin kesilmesinin sürecin ruhuyla bağdaşmadığını belirtti. Müzakerelerin başarıya ulaşması için yalnızca fiziksel özgürlüğün değil; söz söyleme, dinleme, kendisini ifade etme ve gerekli temasları kurabilme özgürlüğünün de tanınması gerektiğini söyleyen Keskin, devletin bu hukuki zemini oluşturmakla yükümlü olduğunu kaydetti.

Türkiye’nin uluslararası taahhütleri gereği "umut hakkı"nı hayata geçirmesi gerektiğinin ötesinde, sürecin devamlılığı için Öcalan’ın statüsünün de yasal güvenceye kavuşturulması gerektiğini ifade eden Keskin, dört parçaya bölünmüş ve temel hakları inkar edilmiş bir halkın statü talebinin yasal bir muhataplık mekanizmasıyla korunması gerektiğini belirtti. Bu mekanizmanın adının koordinatörlük ya da başka bir isim olabileceğini ancak aslolanın hukuki güvence olduğunu aktardı. Toplumun sürece temkinli bir umutla yaklaştığını, somut adım atılmadıkça bu inancın zayıflayabileceğini hatırlatan Keskin, barışa olan güveni tesis etmek adına hasta mahpusların serbest bırakılması, AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanması ile Terörle Mücadele Kanunu başta olmak üzere demokratikleşmeyi sağlayacak yasal düzenlemelerin vakit kaybetmeksizin yapılması çağrısında bulundu.