Kürdistan coğrafyasında 1988 yılının baharı, doğanın uyanışını değil, tarihin en sistematik imha operasyonlarından birini karşıladı. Arapçada "savaş ganimetleri" anlamına gelen ve ismini Kuran’ın sekizinci suresinden alan Enfal Harekâtı, 23 Şubat 1988’de başlayıp 7 Haziran 1989’a kadar süren 16 aylık bir dehşet iklimini ifade ediyor. Bugün, bu büyük trajedinin 38. yıl dönümünde, 182 bin insanın akıbeti ve yıkılan binlerce köyün hikayesi, bölgesel ve uluslararası siyasetin en önemli etik ve hukuki başlıklarından biri olmayı sürdürüyor.

Sekiz Aşamalı Sistematik İmha ve Coğrafi Yıkım
Enfal, tesadüfi bir şiddet dalgası değil; her ayrıntısı Bağdat’taki karar merkezlerinde planlanmış profesyonel bir soykırım mimarisidir. Sekiz aşamadan oluşan bu harekatın ilk adımı Süleymaniye’nin Caf Vadisi’nde atıldı ve kısa süre sonra 16 Mart 1988’de Halepçe’de kimyasal silah kullanımıyla doruk noktasına ulaştı. Birkaç saat içinde binlerce sivilin hayatını kaybettiği bu saldırı, modern tarihin en ağır insanlık suçları arasına girdi. Harekatın devamında Germiyan, Erbil, Rewandız ve Duhok hattındaki 4 bin 500 köy yerle bir edildi; 1.800 okul ve 300 hastane patlayıcılarla havaya uçuruldu.

Bu süreçte sadece insanlar değil, bir halkın o topraklardaki hafızası da hedef alındı. "Kimyasal Ali" lakaplı Ali Hasan el-Mecid’in emriyle yasak bölge ilan edilen alanlarda taş üstünde taş bırakılmadı. Mezarlıkların tahrip edilmesi ve meyve bahçelerinin ateşe verilmesi, sağ kurtulanların bir daha evlerine dönememesi için uygulanan bilinçli bir insansızlaştırma politikasıydı. Middle East Watch tarafından elde edilen 14 tonluk devlet arşivi, bu yıkımın askeri, istihbari ve bürokratik tüm kademelerce nasıl koordine edildiğini belgeleyen kanıtlarla doludur.
Çöle Gömülen Hayatlar ve Eksik Kalan Adalet
Operasyonun en karanlık yüzü, köylerinden toplanan sivillerin IFA kamyonlarına doldurularak Irak’ın güneyindeki çöllere sevk edilmesiydi. Erkekler toplu infazlarla Semave Çölü gibi bölgelerde kazılan çukurlara gömülürken, kadınlar ve çocuklar Topzawa ile Nugre Selman gibi toplama kamplarına hapsedildi. Açlık, susuzluk ve ağır işkenceler altında geçen bu süreçte, hayatta kalanlar için travma bir yaşam biçimine dönüştü. Saddam Hüseyin’in başka bir suçtan idam edilmesi ve Enfal davasının resmi bir mahkumiyet kararı olmaksızın kapanması, kurban yakınları için adaletin yarım kaldığı hissini pekiştirdi.

Bugün Kürdistan Bölgesi liderliği, Irak Federal Hükümeti’ni Enfal kurbanlarının ailelerine karşı maddi ve manevi tazminat yükümlülüklerini yerine getirmeye çağırıyor. Irak Yüksek Ceza Mahkemesi ve bazı Avrupa parlamentoları süreci "soykırım" olarak tanısa da uluslararası toplumun suç ortaklığı ve sessizliği konusundaki yüzleşme henüz tamamlanmış değil. Toplu mezarların başında sevdiklerinden bir iz arayan Dilhoş Osman Şerif ve Fatma Hadi gibi binlerce mağdur için Enfal, sadece bir tarihsel veri değil; her yıl 14 Nisan’da gökyüzünden yağmaya devam eden bir kederin adıdır.