Kapitalizmin ev içi emekten kadın bedenine uzanan sömürü ağını mercek altına alan iki yeni çalışma, Sümer Yayıncılık etiketiyle raflardaki yerini aldı. Leopoldina Fortunati ve Mariarosa Dalla Costa gibi feminist teorinin öncü isimlerinin kaleminden çıkan bu eserler, kadın emeğinin görünmez kılınan kısımlarını ve tıbbi pratikler üzerinden kadın bedeni üzerinde kurulan tahakkümü tartışmaya açıyor. Her iki kitap da hem tarihsel süreçleri hem de günümüzün dijitalleşen ve karmaşıklaşan sömürü biçimlerini analiz ederek, özgürleşme mücadelesi veren kadınlar ve araştırmacılar için kapsamlı birer yol haritası sunuyor.
Yeniden Üretimin Gizemi ve Ev Emeğinin Ekonomi Politiği
Leopoldina Fortunati’nin kaleme aldığı ve Hurnaz Sarı’nın Türkçeye kazandırdığı "Yeniden Üretimin Gizemi", kapitalist üretimin ikili karakterini Marx’ın ekonomi politik eleştirisinin izinden giderek yeniden sorguluyor. 264 sayfalık bu çalışma, işçinin fabrikadaki sömürüsünün önkoşulu olarak kadının ev içindeki sömürüsünü işaret ediyor. Fortunati’ye göre ev emeğinin sistematik olarak görünmez kılınması, kapitalizmin devamlılığı için hayati bir önem taşıyor. Eser, 70’li yılların İtalyan feminist hareketinin teorik birikimini bugüne taşıyarak; bakım emeği, duygulanımsal emek ve dijitalleşen çalışma süreçleri gibi güncel kavramların kökenlerine ışık tutuyor.

Kitapta özellikle vurgulanan bir diğer nokta ise sömürü zincirinin kırılması için gereken bütüncül mücadele yöntemidir. Fortunati, bakım emeği ve sosyal hizmetler gibi alanlarda göçmenler aleyhine kurulan tahakküm zinciri parçalanmadıkça esaretin bedelinin tam olarak ödenmiş sayılmayacağını savunuyor. Bu yönüyle eser, sadece kadın emeğini değil, küresel emek pazarındaki hiyerarşileri ve emeğin dijitalleşen yeni boyutlarını da içeren tarihsel ve güncel bir perspektif sunarak, yeniden üretim döngüsünü sil baştan analiz ediyor.
Kadın Bedeni Üzerinde Tıbbi Tahakküm ve İstismar
Yayınlanan bir diğer önemli çalışma ise Mariarosa Dalla Costa ve çalışma arkadaşlarının imzasını taşıyan "Kapitalist Ataerki ve Kadınların Tıbbi İstismarı" oldu. Histerektomi (rahim alınması operasyonu) örneği üzerinden kadın bedeninin tıbbi ve hukuki olarak nasıl zapturapt altına alındığını inceleyen kitap, tıbbın erkek merkezli bir meslek olarak şekillenmesinin yarattığı tahrifatlara dikkat çekiyor. Eser, kadınların tarih boyunca sahip olduğu şifacı yetkinliklerine el konulmasının, günümüz modern tıbbında kadın sağlığı üzerinde yarattığı sistematik sorunları politik ve felsefi bir dille eleştiriyor.

Hukukçuların, psikologların, doktorların ve bizzat tıbbi istismara maruz kalmış kadınların tanıklıklarıyla zenginleşen kitap, tarihsel "cadı avı" süreçlerinden günümüzün örtük baskı mekanizmalarına uzanan bir kronoloji sunuyor. 160 sayfalık bu çalışma, tıbbın kadın bedeni üzerindeki müdahaleci karakterini sorgularken, haklarının peşindeki kadınlara ve eleştirel tıp anlayışına sahip hekimlere yeni bir tartışma alanı açıyor. Sümer Yayıncılık’ın okura sunduğu bu iki eser, kapitalizmin ve ataerkinin kesişim noktalarındaki tahakküm biçimlerini anlamak isteyenler için temel birer referans kaynağı niteliği taşıyor.