İlke TV Genel Yayın Danışmanı Eyüp Burç, Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır’ın çözüm sürecine ilişkin sorularını yanıtladı. Kürt kamuoyundaki beklenti, kaygı ve güvensizlikleri değerlendiren Burç, özellikle devletin kullandığı dilin sürecin toplumsal karşılığını etkilediğini söyledi.
Burç’a göre Kürt toplumunda silahların yeniden konuşmasına yönelik güçlü bir karşıtlık bulunuyor. Ancak bunun yanında, “Kürtlerin hakları, hukuku ve onuru ne olacak?” sorusu giderek daha fazla öne çıkıyor.

“Baş kaygı Kürt’ün onuru meselesi”
Kürt kamuoyunda başlangıçtaki tereddüt ve güvensizliğin tamamen ortadan kalkmadığını belirten Burç, özellikle Kürt aydınları ve akademisyenleri arasında sürece yönelik bir sessizlik oluştuğunu söyledi.
Burç, toplumun silahların susmasını istediğini ancak bunun tek başına yeterli görülmediğini belirterek şöyle konuştu:
“Temel mesele şu. Silahların susması konusunda kimse bir daha silahların konuşmasını istemiyor. Ama Kürtlerin hak ve hukuku, Kürtlerin onuru ne olacak sorusu ve kaygısı var.”
Burç, süreçte kullanılan “Türk’ün gururu, Kürt’ün onuru” ifadesine de dikkat çekerek, devletin açıklamalarında Kürtlerin kimliği ve haklarının açık biçimde ifade edilmemesinin kuşku yarattığını söyledi.
“Devlet süreçten bahsederken Kürt’ten, Kürt’ün hak ve hukukundan bahsetmiyor” diyen Burç, bunun Kürt kamuoyunda “acaba tespitin altından başka bir şey mi çıkacak?” kaygısına dönüştüğünü belirtti.
“Söz gider, yazı kalır”
Burç, çözüm sürecinde hukuki güvence konusunun kritik olduğunu vurguladı. Sürecin kişilerin beyanlarına değil, kalıcı hukuki metinlere dayanması gerektiğini söyleyen Burç, “Kişiler gider, yazılar kalır. Söz gider, yazı kalır” ifadelerini kullandı.
Burç’a göre Kürtlerin haklarına ilişkin düzenlemelerin hukuki metinlerde açık biçimde yer alması, geçmişte yaşanan güvensizliklerin aşılması açısından önemli.
Bu noktada devletin Kürtleri doğrudan adlandırmaktan kaçınmasının yeni bir güvensizlik yarattığını savunan Burç, çözüm sürecinin yalnızca “terör” ve “şiddet” başlıkları üzerinden ele alınmasının yetersiz olduğunu söyledi.
Burç, “Kürt’ün onurunu koruyacaksınız ama adını anmadan nasıl koruyacaksınız?” diyerek, Kürt kimliğinin ve taleplerinin açık biçimde tanınması gerektiğini ifade etti.
“Kürt hareketi de kendi kamuoyunu ikna etmeli”
Burç, sürecin yalnızca devlet tarafından değil, Kürt siyasi hareketi tarafından da daha iyi anlatılması gerektiğini söyledi.
Kürt siyasi hareketinin öncüleri ve temsilcilerinin toplumdaki kaygıları görmesi gerektiğini belirten Burç, “Onurla ilgili bir sorun yaşanacakmış gibi bir algı var” değerlendirmesinde bulundu.
Burç’a göre süreçteki gelişmelerin topluma yeterince açık aktarılmaması, geçmişteki “bizi nasıl kandıracaklar” duygusunu yeniden tetikliyor.

Öcalan’ın rolü: “Topluma doğrudan hitap etmesi önemli”
Söyleşide Abdullah Öcalan’ın süreçteki rolüne de değinen Burç, Öcalan’ın yayınlanan görüşme notlarında eşitlik, ortaklık ve Kürtlerin haklarına ilişkin önemli ifadeler bulunduğunu söyledi.
Burç, temel problemin bu mesajların topluma aktarılma biçimi olduğunu savundu. Sürecin farklı siyasi aktörlerle birlikte daha etkili bir iletişim stratejisiyle yürütülebileceğini belirten Burç, bunun eksik kaldığını ifade etti.
Öcalan’ın ilerleyen dönemde gazeteciler ve akademisyenlerle doğrudan temas kurarak Türkiye toplumuna hitap etmesinin gündemde olduğunu belirten Burç, bunun önemli bir eşik olabileceğini söyledi.
Burç, Öcalan’ın toplumun farklı kesimlerinin kaygılarına doğrudan seslenmesinin, yıllardır oluşmuş önyargıların aşılması açısından önemli olabileceğini dile getirdi.
“Barış sadece silahların susması değil”
Burç, çözüm sürecinin yalnızca silahların bırakılması ya da çatışmanın sona ermesi üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi.
Çatışma çözümünde “negatif barış” ve “pozitif barış” ayrımına dikkat çeken Burç, silahların susmasının negatif barış aşamasına karşılık geldiğini, ancak kalıcı barış için toplumsal ve siyasal dönüşüm gerektiğini belirtti.
“Pozitif barışla ilgili hiçbir adım atılmadı henüz” diyen Burç, bunun için toplumun hazırlanması ve sürecin açık biçimde tartışılması gerektiğini söyledi.
Burç ayrıca Türkiye’de aydınların ve akademisyenlerin sürece ilişkin daha fazla sorumluluk alması gerektiğini savundu. Ona göre geçmişte devlet merkezli düşünme biçiminin etkisiyle oluşan sessizliğin kırılması, farklı toplumsal kesimlerin kaygılarını anlamak açısından kritik.
“Toplumun yaralı bilinci doğru bilgiyle sağaltılmalı”
Kandil’de Duran Kalkan ile yaptığı röportajı da değerlendiren Burç, röportajın yalnızca Kürt kamuoyuna değil, Türkiye’nin farklı kesimlerine hitap etmesinin dikkat çekici tepkiler yarattığını söyledi.
Burç, sürecin başarıya ulaşabilmesi için tarafların yalnızca kendi tabanlarına değil, karşı tarafın kaygılarına da hitap etmesi gerektiğini belirtti.
Son 40-50 yılda çatışma, propaganda ve dezenformasyonun toplumda “yaralı bir bilinç” oluşturduğunu savunan Burç, çözümün doğru bilgi ve açık iletişimden geçtiğini ifade etti.
Burç, “Türk toplumu ‘ülkeyi barışa mı yoksa bölünmeye mi götürüyorsun?’ diye soruyor. Kürt toplumu ise ‘Sen adım atıyorsun, adımı almıyorsun, onurumu nasıl koruyacaksın?’ diyor” sözleriyle iki taraftaki temel kaygıların farklılaştığını anlattı.
Bu nedenle sürecin yalnızca siyasi aktörler arasında değil, toplumun tamamında tartışılması gerektiğini vurgulayan Burç, aydınların ve gazetecilerin daha aktif rol üstlenmesi çağrısında bulundu.
“Güven yeniden kurulmadan süreç ilerleyemez”
Burç’un değerlendirmelerine göre yeni çözüm sürecinin önündeki en önemli sorunlardan biri, geçmiş deneyimlerden kaynaklanan güvensizlik. Kürt kamuoyunda silahların susmasına yönelik güçlü bir destek bulunmasına rağmen, bunun karşılığında hakların ve kimliğin nasıl güvence altına alınacağı konusunda soru işaretleri devam ediyor.
Burç, sürecin kalıcı hale gelmesi için Kürtlerin taleplerinin açık biçimde ifade edilmesi, hukuki güvenceye bağlanması ve toplumun süreç hakkında daha fazla bilgilendirilmesi gerektiğini savundu.
“Adımı zikret, kâğıda dök” beklentisinin Kürt kamuoyunda giderek daha fazla öne çıkacağını belirten Burç, kalıcı barışın yalnızca çatışmanın sona ermesiyle değil, karşılıklı güvenin ve eşitliğin hukuki ve toplumsal zeminde kurulmasıyla mümkün olabileceği mesajını verdi.