Diyarbakır, bölgedeki siyasi dengeleri ve Kürt meselesinin çözüm yollarını yakından ilgilendiren önemli bir konferansa ev sahipliği yaptı. Demokratik Birlik İnisiyatifi tarafından organize edilen “Kuzey Kürtleri Ulusal Birliği Tartışıyor” başlıklı toplantının sonuç bildirgesi, tarihi Suriçi bölgesinde bulunan Keçiburcu önünde yapılan kitlesel bir açıklamayla kamuoyuna duyuruldu. İnisiyatif Sekreteryası adına Gülseren Yıldırım tarafından okunan metinde, Ortadoğu’da yeniden şekillenen güç dengeleri ve değişen sınırların Kürt halkı için tarihsel bir kavşak noktası olduğu vurgulandı. Bildirgede, Kürtlerin bu kritik dönemden kazanımla çıkabilmesinin ancak ulusal bir birlik stratejisiyle mümkün olabileceği ifade edildi.

Tarihsel Deneyimler ve Bölgesel Dinamikler
Bildirgede, Kürtler arası birlik çabalarının tarihsel arka planına dikkat çekilerek, 1993 yılında Şam’da imzalanan ve "1993 Protokolü" olarak bilinen anlaşmanın yarattığı umuda atıfta bulunuldu. Geçmişteki bu ve benzeri girişimlerin dış müdahaleler ve bölgesel çelişkiler nedeniyle tam başarıya ulaşamadığı hatırlatılırken, parçalanmışlığın baskı ve saldırılara zemin hazırladığı belirtildi. Buna karşın, IŞİD’in Kobani’ye yönelik saldırıları sırasında sergilenen ortak tutumun, birliğin sağlandığı anlarda ne denli hayati kazanımlar elde edilebileceğine dair en somut örnek olduğu vurgulandı. Ortadoğu’daki mevcut gerilimlerin dış müdahalelere kapı araladığı uyarısında bulunan Yıldırım, Kürtlerin haklarını koruyabilmesi için ortak hareket etmesinin "hayati önemde" olduğunu kaydetti.
Konferansın zamanlaması da stratejik bir mesaj içeriyordu; toplantı 26 Nisan 2025 tarihinde Kamışlı’da gerçekleştirilen “Suriye Kürt Partileri Birlik ve Ortak Tutum Konferansı”nın yıl dönümüne denk getirildi. Siyasi parti temsilcileri, sivil toplum örgütleri, akademisyenler ve kanaat önderlerinin geniş katılım gösterdiği konferansta, sadece Türkiye değil, İran ve Suriye eksenindeki gelişmeler de masaya yatırıldı. Özellikle İran’daki Kürt partilerinin ortak bir cephe oluşturma yönündeki adımları konferans bileşenleri tarafından olumlu karşılandı ve bu ittifak arayışlarının uluslararası alanda meşru bir hak olarak tanınması gerektiği ifade edildi.
Anayasal Güvence ve Yasal Düzenleme Talebi
Bildirgenin en dikkat çekici kısmını Türkiye’de yürütülen "Barış ve Demokratik Toplum Süreci"ne dair yapılan çağrılar oluşturdu. Sürecin mevcut halinden çıkarak bir üst aşamaya, yani yasal ve hukuki zemine taşınması gerektiği vurgulandı. Gülseren Yıldırım, somut yasal adımların atılmamasının toplumda büyük bir hayal kırıklığı ve güvensizlik yarattığını dile getirdi. Bu kapsamda devletin, Kürt kimliğini ve ulusal hakları anayasal bir çerçevede güvence altına alması gerektiği belirtildi.

Toplumda barış ikliminin kalıcı hale gelmesi için siyasi tutukluların serbest bırakılmasının öncelikli bir adım olması gerektiği bildirgede açıkça yer aldı. Demokratikleşme yolunda gerekli tüm yasal düzenlemelerin bir an önce Meclis gündemine taşınması çağrısı yapıldı. Bildirgenin sonunda, Kürtlerin demokratik hak taleplerinin bölgesel krizlerin bir parçası olarak değil, kalıcı bir iç barışın temeli olarak görülmesi gerektiği hatırlatılarak, ulusal birliğin bu yoldaki en büyük güç kaynağı olduğu mesajı verildi.