İran rejimi tarafından kırk yıl önce idam edilen oğlunun naaşına ulaşmak için ömür boyu mücadele veren Daye Salma, teslim aldığı kafatasını başına taç yaparak bölgedeki baskı politikalarına karşı sembolik bir direniş sergiledi.
İran’da kırk yıl önce siyasi gerekçelerle idam edilen ve cenazesi ailesine teslim edilmeyen binlerce gençten birinin annesi olan Daye Salma, on yıllar süren hukuk ve adalet arayışının sonunda oğlunun kemiklerine ulaştı. Yaşadığı derin acıyı ve bu süreçte sergilediği onurlu duruşu sarsıcı bir imgeyle dışa vuran Salma, oğlunun kafatasını bir taç gibi başına takarak kamuoyuna seslendi. Bu görüntü, sadece evladını yitirmiş bir annenin kişisel yasını değil, aynı zamanda Ortadoğu coğrafyasında kimlik, varoluş ve hak arama mücadelesi veren bir halkın kolektif hafızasını temsil eden güçlü bir sembole dönüştü. Mezopotamya’nın kadim yas gelenekleri ile modern siyasi direnişin iç içe geçtiği bu an, bölgedeki baskı mekanizmalarına karşı verilmiş en çarpıcı yanıtlardan biri olarak kayıtlara geçti.
Kimlik İnkârına Karşı Kırk Yıllık Hukuk Mücadelesi
İran İslam Cumhuriyeti’nin kurulduğu ilk yıllardan itibaren Kürt nüfusun yoğun olduğu bölgelerde uygulanan güvenlik odaklı politikalar, pek çok aileyi on yıllarca süren bir belirsizliğe mahkûm etti. Daye Salma’nın hikayesi, bu politikaların yarattığı insani yıkımın en somut örneklerinden birini teşkil ediyor. Mezopotamya Ajansı’nda yer alan değerlendirmelere göre, bu trajedi sadece bir annenin kaybı olarak değil; tutuklamalar, infazlar ve kimlik inkârı üzerinden şekillenen bir sistemin yansıması olarak okunuyor. Kürt kimliğiyle yaşamanın adeta yazılı olmayan bir suç haline getirildiği bu süreçte, Daye Salma gibi annelerin verdikleri mücadele, toplumsal bir direnişin en saf halini temsil ediyor.

Haberde görüşlerine yer verilen aktivistler, bu görüntünün ardındaki siyasi ve kültürel derinliğe dikkat çekiyor. İran’ın Kürdistan politikalarının on yıllardır merkeziyetçilik ve etnik çeşitliliğin reddi üzerine kurulu olduğunu belirten uzmanlar, bu baskıların halkın hafızasındaki yerini ve direnişini yok edemediğini vurguluyor. Daye Salma’nın başındaki "kemikten taç", altından veya mücevherden değil; kimliğini ve onurunu korumak için ödenen ağır bedellerden, çekilen çilelerden ve asla sönmeyen bir adalet arayışından şekillenmiş bir halk mirası olarak betimleniyor.
Kolektif Hafızanın ve Onurun Sembolü Olarak Direniş
Daye Salma’nın evladının kemiklerine kavuşma anı, bölge halkı için askeri bir güçten öte anlamlar taşıyan Peşmerge kavramıyla da ilişkilendiriliyor. Kolektif hafızada Peşmerge; dili, toprağı ve insan onurunu savunmanın bir simgesi olarak görülürken, Daye Salma’nın sergilediği irade de bu savunma hattının sivil ve vicdani boyutu olarak tanımlanıyor. On yıllarca süren kültürel ve siyasi haklardan mahrum bırakılmaya karşı bir yanıt niteliği taşıyan bu duruş, hiçbir yönetimin bir halkın sesini sonsuza dek bastıramayacağının kanıtı olarak sunuluyor.
Tarihsel deneyimler, fiziksel baskıların bir ulusun taleplerini göz ardı etmeye yetmediğini, aksine bu talepleri daha köklü ve sarsılmaz hale getirdiğini gösteriyor. Daye Salma’nın kırk yıl sonra oğlunun kafatasını bir onur nişanesi gibi taşıması, adaletin geç de olsa tecelli etmesi yönündeki kararlılığın bir dışavurumu olarak kabul ediliyor. Bu hikaye, sadece geçmişin acılarını değil, geleceğe dair hak ve özgürlük taleplerini de içinde barındıran, bir ulusun topyekûn mücadele öyküsü olarak tarihteki yerini alıyor.