Hafıza Merkezi bünyesinde hazırlanan "Adalet Olmadıkça Barış da Olmaz" başlıklı güncel rapor, Türkiye’nin yakın tarihindeki en hassas meselelerden biri olan çocuk ve genç ölümlerini detaylı bir perspektifle ele alıyor. 2000 ile 2015 yılları arasındaki on beş yıllık süreci kapsayan çalışma, Kürt kentlerinde meydana gelen 40 ayrı yaşam hakkı ihlali vakası üzerinden toplumsal hafızayı tazelemeyi ve adalet sistemindeki aksaklıkları deşifre etmeyi amaçlıyor. Nihat Kazanhan’dan Uğur Kaymaz’a, Ceylan Önkol’dan Medeni Yıldırım’a kadar pek çok ismin yer aldığı rapor, sadece bir veri dökümü sunmakla kalmayıp, aynı zamanda bölgedeki şiddetin sürekliliğine dair çarpıcı analizler içeriyor.
Sistematik Şiddet ve Devletin Koruma Yükümlülüğü
Araştırma, 2000-2015 dönemini Türkiye siyasi tarihinde "ne savaş ne de barış" olarak adlandırılan hibrit bir geçiş süreci olarak tanımlıyor. Bu dönemde bir yandan demokratik reformlar ve çözüm arayışları konuşulurken, diğer yandan bölgedeki yaşam hakkı ihlallerinin hız kesmeden devam ettiği vurgulanıyor. Rapora göre, incelenen ölümler münferit birer olay değil, aksine güvenlikçi politikaların bir sonucu olarak ortaya çıkan sistematik bir şiddet sarmalının parçasıdır. Toplam 137 katılımcı ve 55 derinlemesine görüşme üzerinden şekillendirilen çalışma, ölümleri iki ana kategoride sınıflandırıyor. İlk kategoride güvenlik güçlerinin doğrudan öldürme kastıyla gerçekleştirdiği iddia edilen "ölümcül güç kullanımı" yer alırken; ikinci kategoride zırhlı araç çarpmaları, mayın ve sahipsiz mühimmat patlamaları gibi "devletin koruma yükümlülüğünü yerine getirmemesi" sonucu oluşan ihmaller bulunuyor.

Vakaların demografik dağılımı, bölgedeki genç nüfusun karşı karşıya kaldığı riskin boyutlarını da gözler önüne seriyor. İncelenen 40 vakanın 9’u 0-12 yaş grubundaki çocuklardan, 13’ü 12-18 yaş arası ergenlerden ve 18’i ise 18-30 yaş arası genç yetişkinlerden oluşuyor. Cinsiyet dağılımına bakıldığında ise 18 genç erkek, 18 erkek çocuk ve 4 kız çocuğunun yaşamını yitirdiği görülüyor. Görüşmelerin ağırlıklı olarak Diyarbakır, Şırnak, Hakkari, Van, Mardin ve Batman illerinde gerçekleştirilmiş olması, ihlallerin yoğunlaştığı coğrafi odağı net bir şekilde işaret ediyor. Raporda, çocukların oyun oynarken, hayvan otlatırken veya toplumsal gösterilere katılırken hayatlarını kaybetmeleri, bölgedeki çocukluk kavramının güvenlikçi politikalar kıskacında nasıl şekillendiğini acı bir dille tarif ediyor.
Cezasızlık Döngüsü ve Onarıcı Adalet İhtiyacı
Raporun en dikkat çekici bulgularından birini ise "cezasızlık" olgusu oluşturuyor. İncelenen 40 vakanın ortak paydası, hukuki süreçlerin ya faili meçhul kalması ya da "delil yetersizliği" gerekçesiyle sürüncemede bırakılması olarak öne çıkıyor. Mağdur yakınları, soruşturmaların şeffaf yürütülmediğini ve bilgiye erişimin kasıtlı olarak engellendiğini ifade ediyor. Ailelere göre faillerin yargılanmaması, sadece adaleti engellemekle kalmıyor, aynı zamanda yeni ihlaller için caydırıcılığı ortadan kaldıran bir zemin hazırlıyor. Raporda görüşlerine yer verilen aileler, adaletin sağlanmasının yeni ölümleri engelleyecek yegane unsur olduğunu belirtirken, onarıcı adalet kavramının önemine de dikkat çekiyorlar.

Kalıcı bir barışın tesisi için geçmişteki hak ihlalleriyle yüzleşmenin zorunlu olduğu belirtilen raporun sonuç kısmında, toplumsal iyileşmenin ancak sorumluların hesap vermesiyle mümkün olacağı vurgulanıyor. "Adalet Olmadıkça Barış da Olmaz" raporu, hem bir tanıklık belgesi hem de gelecekte benzer acıların yaşanmaması için verilmiş ciddi bir uyarı niteliği taşıyor. Hakikatlerin ortaya çıkarılmadığı bir ortamda adalete olan güvenin tesis edilemeyeceği, dolayısıyla toplumsal barışın da inşa edilemeyeceği tespitiyle çalışma sona eriyor.