Türkiye’nin güneydoğu sınırında yer alan Hakkari’nin engebeli coğrafyası, uzun yıllar süren silahlı çatışmaların ardından tarihsel bir dönüşüme tanıklık ediyor. Bir dönem askeri operasyonlar ve güvenlik yasaklarıyla anılan Cilo sıradağları, sağlanan temkinli sükunet ortamı sayesinde yeniden Kürt çobanların ve koyun sürülerinin sesleriyle yankılanıyor. Bölgedeki şiddetin kademeli olarak azalması, sadece hayvancılık faaliyetlerini değil, aynı zamanda Mezopotamya’nın kadim yayla kültürünü de canlandırıyor. Geçtiğimiz yıl bölgedeki çatışma iklimini sonlandırmaya yönelik atılan sembolik ve siyasi adımların ardından, bölge halkı artık meralarına daha güvenle çıkabiliyor.
Irak ve İran sınırına komşu olan Hakkari dağlarında, yerel halk için hayvancılık sadece bir ekonomik faaliyet değil, aynı zamanda nesiller boyu aktarılan bir yaşam biçimi olarak kabul ediliyor. 57 yaşındaki besici Selahattin İrinç, otuz yıl önce kesilen bu geleneğin yeniden başlamasından duyduğu memnuniyeti dile getirirken, artık hayvanlarını özgürce otlatabildiklerini belirtiyor. Türkiye’nin en yüksek noktalarından biri olan 4.137 metrelik Resko zirvesinin etekleri, günümüzde hem üreticiler hem de bölgenin doğal güzelliklerini keşfetmek isteyen turistler için giderek daha erişilebilir hale geliyor.

Savaşın İzlerinden Huzurlu Yaylalara Dönüş Süreci
Hakkari ve çevresinde on yıllarca süren çatışma süreci, hem güvenlik personeli hem de sivil halk üzerinde derin izler bırakmış durumda. Geçmişte dağlık arazinin stratejik bir savaş alanı olarak kullanılması, bölge köylülerini çoğu zaman askeri güçler ile militan gruplar arasında zorlu tercihler yapmaya itmişti. Güvenlik noktalarının varlığı hala hissedilse de, bölge sakinleri geçmişte yaşanan suçlamaların ve gerilimlerin yerini daha sakin bir atmosfere bıraktığını ifade ediyor. Cilo buzulları ve çevresindeki göller, artık operasyon haberleriyle değil, kamp kuran doğaseverlerin ve yerel üreticilerin faaliyetleriyle gündeme geliyor.
Kırsal yaşamın geri dönüşü, bölgedeki ekonomik döngüyü de hareketlendiriyor. Açık kasalı kamyonlarla dağların derinliklerine taşınan aileler, yılın üç-dört ayını bu yüksek yaylalarda geçiriyor. Ancak bu zorlu yaşam mücadelesi, beraberinde bazı belirsizlikleri de getiriyor. Genç neslin hayvancılığın ağır şartlarından uzaklaşarak daha modern ve kolay işlere yönelmesi, kadim çobanlık geleneğinin geleceği konusunda endişelere yol açıyor. Çiftçi Mahir İrinç, mevcut gençlerin hayvan yetiştirmek istemediğini belirterek, bu mesleğin kendilerinden sonra sürdürülmesinin zor olduğuna dikkat çekiyor.

Ekonomik Gerçekler ve Modernleşen Dağ Yaşamı
Hakkari’nin yüksek yaylalarında yaşam, mevsimsel döngüler ve aile boyu süren bir emekle şekilleniyor. 22 yaşındaki üniversite adayı Hicran Denis’in hikayesi, bölgedeki gençlerin eğitim hayalleri ile geleneksel sorumluluklar arasındaki sıkışmışlığını özetliyor. Hayvancılığın yorucu doğasına rağmen, köy yaşantısında başka bir ekonomik alternatifin bulunmaması, aileleri bu zorlu mesleğe bağlı kalmaya mecbur bırakıyor. Kadınların süt sağımı ve işlenmesi süreçlerindeki yoğun emeği, Cilo’nun sarp yamaçlarında üretimin en temel direğini oluşturuyor.
Bölge, çatışma sonrası dönemde turistik bir cazibe merkezine dönüşme potansiyeli de taşıyor. Bir zamanlar girişi yasak olan Cilo buzulu güzergahı, şimdilerde yürüyüşçülerin ve doğa fotoğrafçılarının uğrak noktası haline gelmiş durumda. Ancak yerel halk için asıl öncelik, sağlanan bu barışçıl ortamın kalıcı olması ve hayvancılık faaliyetlerinin desteklenerek kırsal kalkınmanın sağlanmasıdır. Hakkari dağlarındaki bu değişim, bölgenin sosyal dokusunda yeni bir sayfa açarken, on binlerce insanın yaşamına doğrudan dokunan barışın somut bir yansıması olarak değerlendiriliyor.