Van’ın doğusunda, Erek Dağı’nın sarp yamaçlarına sırtını dayamış, bakışlarını Van Gölü’nün maviliğine dikmiş bir sessizlik yükselir. Bugün Bakraçlı olarak bilinen köyün sınırları içerisinde, halk arasında "Yedi Kilise" olarak anılan Varagavank Manastırı, sadece bir mimari kalıntı değil; bir krallığın ihtişamını, bir halkın kültürel rönesansını ve nihayetinde büyük bir felaketin isli hatıralarını taşıyan devasa bir hafıza mekanıdır. Bugün takvimler 30 Nisan’ı gösterirken, bu taş duvarların arasından yükselen dumanların üzerinden tam 111 yıl geçti. Elizabeth Barrows Ussher’in günlüğüne düştüğü o karanlık not, 1915’in bu bahar gününde manastırın 200 kadar atlı ve piyade tarafından hedef alınışını tarihe kazımıştır.

Urartu Yazıtlarından Gerçek Haç’ın Sığınağına
Varagavank’ın hikayesi, Hristiyanlık öncesi dönemlerin mistik atmosferine kadar uzanır. Arkeolojik veriler ve yüzey araştırmaları, bu alanın Urartu döneminde tanrılar Haldi ve Teişeba’ya adanmış kutsal bir merkez olduğunu doğrular. Hatta "Varag" isminin, Zerdüşt inancındaki zafer tanrısı Verethragna’nın (Ermenice Vahagn) bir türevi olduğu düşünülmektedir. Bu, mekanın binlerce yıldır bir ibadet alanı olarak seçilmesinin tesadüf olmadığını gösterir.

Manastırın Hristiyanlık tarihindeki asıl yükselişi ise 11. yüzyılın başlarında, Vaspurakan Ermeni Kralı Senekerim-Hovhannes Artsruni döneminde gerçekleşir. Efsaneye göre, 3. yüzyılda Roma zulmünden kaçan Azize Hripsime, boynunda taşıdığı "Gerçek Haç"ın (Surb Nshan) bir parçasını burada saklamıştır. 653 yılında bu kutsal emanetin bulunması, bölgenin ruhani önemini perçinlemiş ve Katolikos III. Nerses tarafından ilk kilisenin inşasına vesile olmuştur. Senekerim-Hovhannes, krallığının başlarında bu kutsal emaneti korumak ve Artsruni hanedanının ebedi istirahatgahı (nekropol) olacak görkemli bir manastır inşa ettirmiştir. 1025 yılında öldüğünde, vasiyeti üzerine bu topraklara, Varagavank’ın kalbine gömülmüştür.
Vaspurakan’ın Bilim ve Sanat Kalbi: Bir Kültürün Doğuşu
Varagavank, tarih boyunca sadece bir dini merkez değil, aynı zamanda Orta Çağ Ermeni dünyasının en zengin eğitim ve sanat duraklarından biri olmuştur. 10. yüzyılda Kraliçe Mlke’nin manastıra hediye ettiği ve bugün Erivan’daki Matenadaran’da korunan "Kraliçe Mlke İncilleri", o dönemdeki estetik anlayışın ve el yazması sanatının zirvesini temsil eder. 14. ve 16. yüzyıllar arasında manastır, yüzlerce el yazmasının kopyalandığı, tezhiplendiği ve ciltlendiği devasa bir skriptoryum haline gelmiştir.

yüzyıla gelindiğinde manastır, "Vaspurakan Kartalı" olarak anılan Mkrtich Khrimian’ın yönetimine geçer. Bu dönem, Varagavank için bir "Altın Çağ"dır. Khrimian Hayrik, burada Ermenistan tarihinin ilk gazetesi olan Artsvi Vaspurakan’ı kurmuş, bir matbaa tesis etmiş ve modern bir okul açmıştır. İlahiyatın yanı sıra coğrafya, gramer ve müzik eğitiminin verildiği bu okulda, ünlü romancı Raffi gibi isimler öğretmenlik yapmıştır. O yıllarda Varagavank, sadece Van’ın değil, tüm bölgenin entelektüel ışığıdır. Avrupalı gezginler Austen Henry Layard ve H.F.B. Lynch, notlarında burayı "yedi kiliseli görkemli bir külliye" ve "bölgenin en ünlü manastırı" olarak betimlemişlerdir.
30 Nisan 1915: Dumanı Hâlâ Tüten Bir Yıkımın Anatomisi
Ancak bu kültürel ihtişam, 1915 yılının baharında trajik bir sona yaklaşır. Van Kuşatması’nın en sert günlerinde, nisan ayının sonuna doğru Varagavank, çatışmaların ve katliamların ortasında kalır. Raymond Kévorkian gibi tarihçilerin ve o dönem bölgede bulunan Amerikalı misyonerlerin tanıklıkları, 30 Nisan’da başlayan kuşatmayı ve sonrasındaki yıkımı detaylandırır.
Manastırın etrafındaki köylerden kaçan binlerce mülteci, Erek Dağı’nın yamaçlarındaki bu kutsal mekana sığınmıştır. Ancak savunma imkanları kısıtlıdır. Elizabeth Barrows Ussher, günlüğünde 30 Nisan’da bir saldırının püskürtüldüğünü yazsa da, nihai yıkım kaçınılmaz olur. Birkaç gün sonra, mayıs ayının başında, manastır ve içindeki paha biçilmez kütüphane ateşe verilir. Yüzlerce yıllık el yazmalarından yükselen dumanlar, Van ovasından açıkça görülmektedir. Bir zamanlar bilginin ve sanatın merkezi olan Varagavank, bir moloz ve kül yığınına dönüşür. 1915’ten sağ kurtulan yapılar ise maalesef 1960’larda gerçekleştirilen daha geniş kapsamlı bir yıkım dalgasıyla büyük ölçüde yok edilir.
Bir Müezzinin Vasiyeti ve Tapu Kayıtlarındaki Büyük Soru İşareti
Bugün Varagavank’a gittiğinizde sizi yedi kilisenin görkemli silueti değil, zamana ve bakımsızlığa direnç gösteren birkaç kubbe ve kemer karşılar. Manastırın yedi bölümünden sadece Surb Gevorg (Aziz George) Kilisesi nispeten ayaktadır. Kubbesi kısmen çökmüş olsa da, duvarlarındaki solgun fresk izleri hala 11. yüzyılın ruhunu fısıldar.

Bu noktada karşımıza çıkan en çarpıcı hikaye ise Mehmet Çoban’dır. Bakraçlı köyünde yaşayan 63 yaşındaki müezzin Mehmet Çoban, yaklaşık 40 yıldır bu harabeyi gönüllü olarak koruyor. Babasının "Burası da bir ibadethanedir, camiden farkı yoktur" diyerek kendisine bıraktığı vasiyeti onurlandıran Çoban, her gün manastırı temizliyor, gelen ziyaretçilere rehberlik ediyor ve taşların sökülmesini engellemeye çalışıyor. Caminin yanı başındaki bu Ermeni manastırı, bir müezzinin vefası sayesinde tamamen yok olmaktan kurtulmuş durumda.
Öte yandan, Varagavank’ın hukuki durumu da tarihin karmaşasını yansıtıyor. Manastır arazisinin bir dönem gazeteci Fatih Altaylı’nın ailesine ait olduğu ve kendisinin bu yapıyı Ermeni Patrikhanesi’ne devretmeye hazır olduğu yönündeki açıklamaları, mülkiyet tartışmalarını gündeme taşımıştı. Ancak 2011 Van depreminde aldığı ağır hasara rağmen, bugüne kadar kapsamlı bir restorasyon çalışması başlatılamadı. Bugün Varagavank, tapusu bir şahısta, anahtarı bir müezzinde, hatırası ise tarih kitaplarında kalmış mahzun bir anıt olarak, 111 yıl önceki o nisan gününün izlerini taşımaya devam ediyor.