Kürt Özgürlük Hareketi yürütme kademesinden Murat Karayılan, Fırat Haber Ajansı’na (ANF) verdiği mülakatta, Türkiye’deki çözüm sürecinin mevcut durumuna ilişkin çarpıcı açıklamalarda bulundu. Karayılan, özellikle Nisan ayı içerisinde çıkması beklenen çözüm yasalarının meclise gelmemesini ve DEM Parti heyetinin yaklaşık bir aydır Abdullah Öcalan ile görüştürülmemesini sürecin dondurulduğuna dair en somut işaretler olarak nitelendirdi. 27 Mart tarihinde devlet heyetiyle birlikte gerçekleştirilen kapsamlı görüşmenin ardından oluşan büyük beklentinin, iktidarın adım atmama kararıyla yerini bir belirsizliğe bıraktığını ifade eden Karayılan, sürecin geleceği konusunda ciddi bir tehlike uyarısında bulundu.
Silahlı Mücadele Stratejisinin Sona Erdirilmesi ve Atılan Adımlar
Karayılan, iktidar kanadından gelen "Kürt tarafı adım atmıyor" yönündeki eleştirileri uydurulmuş siyasi manevralar olarak tanımlayarak reddetti. Hareketin 42 yıllık silahlı mücadele stratejisini sonlandırma kararının sıradan bir hamle olmadığını vurgulayan Karayılan, bu süreçte gerçekleştirdikleri eylemleri kronolojik olarak sıraladı: 27 Şubat 2025 tarihinde Abdullah Öcalan tarafından barış ve demokratik toplum stratejisinin geliştirilmesiyle köklü bir dönüşüm süreci başlatılmıştır. Hareket, bu çağrıya uyarak 1 Mart 2025 tarihi itibarıyla ateşkes ilan ettiğini duyurmuştur.

Mayıs 2025 başında düzenlenen 12. PKK Kongresi'nde, "Kürdistan Devriminin Yolu Manifestosu" yerine "Demokratik Komünal Toplum Manifestosu" kabul edilerek örgütün feshi ve silahlı mücadelenin sona erdirilmesi kararlaştırılmıştır.
11 Temmuz 2025'te Besê Hozat öncülüğünde sembolik bir silah yakma merasimi gerçekleştirilmiş, 25 Eylül'de ise güçlerin çekilmeye başladığı ilan edilmiştir. Karayılan, bu adımlara karşılık devletin sadece 1 Temmuz 2025'te ateşkese fiilen uyduğunu ve TBMM'de bir komisyon kurduğunu, ancak bunların hiçbirinin resmi ve hukuki bir güvenceye kavuşturulmadığını belirtti.
Hukuki Güvence Eksikliği ve Tecrit Politikası
Karayılan’ın açıklamalarındaki en önemli vurgulardan biri, sürecin yasal bir zemine oturtulmamış olmasıdır. Meclis Komisyonu raporunda yer alan kayyumların aşılması ve AİHM/AYM kararlarının uygulanması gibi hususların görmezden gelindiğini savunan Karayılan, Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala gibi isimlerin özgürleşmemesinin süreci tıkadığını ifade etti. Ayrıca, iktidarın "tüm silahlar bırakılmadan yasal adım atılmayacağı" yönündeki dayatmasını "teslimiyetçi bir yaklaşım" ve "işi yokuşa sürme" olarak değerlendirdi. Ortadoğu’daki mevcut çatışmalı ortamda yasal bir güvence olmadan silah bırakmanın rasyonel olmadığını dile getiren Karayılan, bu tutumun sahadaki gerçeklerle bağdaşmadığını savundu.
İmralı’daki tecrit durumuna da dikkat çeken Karayılan, Abdullah Öcalan’ın sürecin ikinci aşaması olarak tanımladığı yasal düzenlemeler aşamasına geçilmesi gerektiğini, ancak bunun yerine görüşmelerin bir yetkilinin kararıyla durdurulabildiğini belirtti. Öcalan’ın fiziki özgürlüğü sağlanmadan sürecin kalıcı bir başarıya ulaşma şansının olmadığını iddia eden Karayılan, bu durumun hem Kürt halkı hem de tarafsız gözlemciler tarafından paylaşılan bir görüş olduğunu sözlerine ekledi. Son olarak, Ortadoğu'da ABD, İsrail ve İran ekseninde gelişen savaşa da değinen Karayılan, bu savaşın bir tarafı olmadıklarını ve halkların çıkarına hizmet etmeyen bu hegemonik çatışmanın diyalog yoluyla sonlandırılması gerektiğini savundu.