Dicle TV | Politika | Prof. Dr. Westrheim: Süreç “Sembolik Kalma Riskiyle Karşı Karşıya”

Prof. Dr. Westrheim: Süreç “Sembolik Kalma Riskiyle Karşı Karşıya”

Uluslararası alanda tanınan akademisyen Kariane Westrheim, Kürt sorununun çözümüne dair mevcut siyasi girişimlerin gerekli hukuki ve kurumsal adımlarla desteklenmemesi halinde “sembolik kalma riskiyle karşı karşıya” olduğunu vurguladı.

Uluslararası alanda tanınan akademisyen Kariane Westrheim, Kürt sorununun çözümüne dair mevcut siyasi girişimlerin gerekli hukuki ve kurumsal adımlarla desteklenmemesi halinde “sembolik kalma riskiyle karşı karşıya” olduğunu vurguladı.

Prof. Dr. Westrheim: Süreç “Sembolik Kalma Riskiyle Karşı Karşıya”
KAYNAK: Mezopotamya Ajansı

Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin ilerlemesi için başmüzakereci olarak kabul gören Abdullah Öcalan’a “Umut Hakkı”nın tanınması ve fiziki özgürlüğünün sağlanması talebi gündemdeki yerini koruyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM), Öcalan’ın “Umut Hakkı”nın ihlal edildiğine ve uygulanması gerektiğine ilişkin kararı ise henüz uygulanmadı. Son olarak 2025 Eylül ayında toplanan Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi (AKBK), Türkiye’ye kararın uygulanması için Haziran ayına kadar süre tanıdı.

Abdullah Öcalan’ın özgürlüğü için yürütülen kampanyalarda yer alan Avrupa Birliği Türkiye Sivil Komisyonu (EUTCC) Başkanı ve Norveç Bergen Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kariane Westrheim, sürece dair değerlendirmelerde bulundu. 27 Şubat çağrısını temkinli bir açılım olarak nitelendiren Westrheim, “Bu çağrı, özellikle demokratik reformları, hukuki güvenceleri ve güvenlik odaklı politikalardan siyasi çözümlere geçişi vurgulayarak, Türkiye’de gerginliğin azaltılmasına ve siyasi diyaloga yönelik beklentileri yeniden canlandırdı” dedi.

Meclis Komisyonu haftaya iki gün toplanacak | Eski Meclis Başkanları ve  Barolar Birliği dinlenecek

“Sembolik kalma riskiyle karşı karşıya”

Kariane Westrheim, kamuoyunda yasal gelişmeler ve kurumsal düzenlemelere ilişkin tartışmaların sınırlı kaldığını ve sürecin şeffaf bir yol haritası, resmi müzakere mekanizmaları ve güven artırıcı adımlardan yoksun olması nedeniyle kırılgan olduğunu belirtti.

“Yasal güvencelerin iyileştirilmesi, daha geniş siyasi katılım ve çatışmayla ilgili konularda netlik gibi somut önlemler alınmazsa, bu girişim sembolik kalma riskiyle karşı karşıya kalacak ve sürdürülebilirliği, hem devlet kurumlarının hem de siyasi aktörlerin ilk çağrıyı yapılandırılmış ve doğrulanabilir reformlara dönüştürüp dönüştürmemelerine bağlı olacaktır.”

“Uzlaşmacı üslup yerine yıkıcı söylem”

Meclis komisyonu raporunu yetersiz bulan Westrheim, şu ifadeleri kullandı:

Kariane Westrheim: Öcalan'ın özgürlüğü barış için hayati önemde – Yeni  Yaşam Gazetesi | Yeni Yaşam

“Raporun başlıca sonuçları, siyasi partiler arasında diyaloğu kolaylaştırmak, sivil toplum ve uzmanlardan tanıklıklar toplamak ve demokratikleşme, haklar ve silahsızlanma konusunda genel öneriler sunmaktı. Rapor ayrıca PKK ve terörsüz bir Türkiye hakkındaki genel söylemi sürdürdü. Bu anlamda, uzlaşmacı ve kucaklayıcı bir üslup oluşturmak yerine yıkıcı bir söylemi pekiştirdi. Komisyon ayrıca bağlayıcı kararlar, müzakereler için net bir yol haritası veya uygulanabilir yasal reformlar üretmedi ve çalışmaları en iyi ihtimalle danışma niteliğinde kaldı. Sonuç olarak, gerilimin azaltılması ve kurumsal değişim üzerindeki etkisi çok mütevazı oldu ve süreç, gelecekteki müzakereler için bir yol haritası oluşturacak kalıcı bir parlamento öncülüğündeki barış çerçevesine dönüşmedi.”

“Devlet teması taktiksel araç olarak kullanıyor”

Abdullah Öcalan’ın sınırlı görüşmeleri ve mesajlarının tecrit politikasında yapısal bir değişim olmadığını gösterdiğini belirten Westrheim şöyle konuştu:

“Türkiye’deki yetkililer, teması kontrollü ve araçsal bir şekilde yönetiyor gibi görünmektedir; altta yatan kısıtlamaları sürdürürken, daha geniş siyasi sürecin ihtiyaçlarına hizmet ettiği durumlarda iletişime izin vermektedir. Bu durum, devletin, düzenli erişim, şeffaflık ve hukuki temelli iletişime yönelik ilkesel bir dönüşüm benimsemek yerine, bu teması taktiksel bir araç olarak ele aldığını göstermektedir.”

Westrheim, seçici görüşmelerle tecridin sürdürülmesinin sürecin ciddiyeti ve sürdürülebilirliği açısından belirsizlik yarattığını ifade etti.

“Öcalan’ın özgürlüğü hayati önemde”

Avrupa Parlamentosu’ndaki Sol Parti’nin girişimlerine de değinen Westrheim, şunları söyledi:

“Öcalan’ın özgürlüğü ve sürece katılımı, sadece adalet için değil, kalıcı barış, demokrasi ve istikrar için de hayati önem taşıyor. Öcalan’a avukatlarıyla tam görüşme hakkı tanınmalı, konuşmak istediği uluslararası ziyaretçileri kabul edebilmeli ve elbette ailesi onu düzenli olarak ziyaret edebilmelidir. Bu henüz gerçekleşmemiştir ve bu nedenle yetkililerin AİHM’nin kararını ve ‘Umut Hakkı’nı takip edeceğine dair pek bir işaret yoktur. Bu durum, zaten kırılgan olan barış süreci için doğrudan sonuçlar doğurmaktadır.”

“Yaptırımlar siyasi iradeye bağlı”

Avrupa Konseyi’nin Türkiye’ye verdiği süreleri değerlendiren Westrheim şöyle dedi:

“Diyalog yoluyla uyumun sağlanmasını teşvik etmek amacıyla ek süre tanınması haklı görülebilir; ancak son tarihler defalarca sonuçsuz bir şekilde geçiştirildiğinde, bu durum kararların uygulanmamasına hoşgörü gösterildiğinin işareti olur. Türkiye’nin bu uzatmalara rağmen harekete geçmemesi, siyasi kaygıların yaptırımların önüne geçtiği algısını pekiştirerek, hem Konsey’in denetim mekanizmalarının güvenilirliğini hem de kararlarının caydırıcı etkisini zayıflatmaktadır.”

“Türkiye’nin Haziran ayına kadar harekete geçmemesi durumunda yaptırımların uygulanıp uygulanmayacağı, üye devletler arasındaki siyasi iradeye bağlıdır; yasal araçlar mevcuttur, ancak bunların kullanımı, hükümetlerin, uyumsuzluğun devam etmesinin, yaptırımların uygulanmasının diplomatik maliyetlerinden daha büyük bir risk oluşturduğu sonucuna varıp varmayacağına bağlı olacaktır.”

“Uluslararası yanıtlar sınırlı”

Westrheim, uluslararası kurumlara yapılan çağrılara verilen yanıtların yetersiz olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı:

“88 Nobel ödüllüsünün çağrılarına yalnızca iki cevap mektubu aldık. Bunlardan biri, Ekim 2025’te CPT’den gelen mektuptu. Mektupta, Öcalan’ın davasını ve İmralı’daki diğer tutukluları hâlâ yakından takip ettiklerini belirtmişlerdi ama ‘Umut Hakkı’na uygun somut bir taahhüt verilmemişti. Aynı mektuba İsviçre Devlet Sekreterliği Barış ve İnsan Hakları Bölümü’nden 20 Ağustos 2025’te bir yazılı yanıt geldi; bu yanıtta ‘İsviçre, Öcalan Türkiye davasında Mahkeme kararlarının uygulanmasının bu çabanın bir parçası olduğunu düşünmektedir…’ denildi.”

AB Yurttaş Komisyonu Başkanı Westrheim Türkiye'ye Alınmadı

“Gerçekte, bu mektupların hiçbiri Türkiye’nin AİHM kararlarına uymasını sağlamak için somut bir adım içermemektedir. Bu genel yanıtlar, değişim için çok az umut sunmaktadır.”

“Uluslararası tutum ihtiyatlı”

Uluslararası toplumun yaklaşımını “ihtiyatlı” olarak tanımlayan Westrheim, sürecin yapısal bir dönüşümden ziyade temkinli sinyallerle ilerlediğini belirtti. Avrupa’nın yaklaşımının insan hakları ile jeopolitik kaygılar arasında bir dengeyi yansıttığını ifade etti.

Konuşmasının sonunda sürecin kırılganlığına dikkat çeken Westrheim, şu değerlendirmede bulundu:

“Her tarafın siyasi ihtiyatının şekillendirdiği, hiçbir önemli gelişmenin yaşanmayacağı kadar kırılgan ve geri dönüşümlü bir süreç hissediyoruz. Sınırlı temaslar ve periyodik diyalog, tam bir durgunluğu önlemiş olabilir, ancak şeffaf bir planın, uygulanabilir taahhütlerin, güven artırıcı önlemlerin ve en önemlisi, nihayetinde bir üçüncü tarafın yokluğu, süreçteki ilerlemeyi sınırlamıştır. Yasal ve siyasi reformlar, düzenli iletişim ve açıkça tanımlanmış bir müzakere çerçevesi yoluyla kurumsallaştırma olmadan, bu girişimler sembolik kalma riskiyle karşı karşıyadır.”

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız