Dicle TV | Spor | Şalvarla Korta Çıktılar: Viranşehir’de Bir Köy Tenisle Değişiyor

Şalvarla Korta Çıktılar: Viranşehir’de Bir Köy Tenisle Değişiyor

Viranşehir’de köylüler şalvar ve poşularıyla tenis oynuyor. Toprak kortta başlayan hikâye, önyargıları kıran bir dönüşüme dönüştü.

Viranşehir’de köylüler şalvar ve poşularıyla tenis oynuyor. Toprak kortta başlayan hikâye, önyargıları kıran bir dönüşüme dönüştü.

Şalvarla Korta Çıktılar: Viranşehir’de Bir Köy Tenisle Değişiyor
KAYNAK: Gazete Oksijen

Şanlıurfa’nın doğusunda, tarih boyunca defalarca yıkılıp yeniden kurulan Viranşehir’de bugün alışılmışın dışında bir görüntü yaşanıyor. Tozlu köy yollarının hemen yanında, traktörle düzeltilmiş toprak bir zeminde insanlar tenis oynuyor. Kimi şalvarıyla raket sallıyor, kimi poşusuyla servis atmaya çalışıyor. Kenarda oturan yaşlı kadınlar oyunu izliyor, çocuklar top toplamaya koşuyor. Bir zamanlar ne raketin ne de filelerin ne işe yaradığını bilmeyen köylüler bugün forehand, backhand ve rally konuşuyor.

Kısa süre önce Gazete Oksijen tarafından da haberleştirilen bu sıra dışı hikâye, yalnızca sporla ilgili değil. Sarıbal Köyü’nde başlayan tenis heyecanı; sınıfsal önyargılar, kadınların görünürlüğü, kırsalda spor imkanları ve değişen toplumsal bakış açısından çok daha büyük bir dönüşümün işaretlerini taşıyor.

Bu hikâyenin merkezinde ise beden eğitimi öğretmeni Yusuf Avcıbaşı bulunuyor.

Pandemide başladı, köyün gündemine dönüştü

Yusuf Avcıbaşı, Şanlıurfa’da beden eğitimi öğretmeni olarak çalışıyor. Aynı zamanda gönüllü tenis elçisi. Pandemi döneminde ailesinin yaşadığı Viranşehir’in Sarıbal Köyü’ne döndüğünde köylülerle sosyal mesafeyi koruyarak vakit geçirmeye başladığını anlatıyor.

O günlerde insanların evlerinden çıkamadığını, köyden dışarıya gitmenin bile zorlaştığını söylüyor. Tam da o süreçte köylülere tenis oynamayı öneriyor. Çünkü tenis, temas gerektirmeyen nadir sporlardan biri.

Başlangıçta köylülerin büyük kısmı tenise tamamen yabancıydı.

“Filayı bilmiyorduk” diye anlatıyor köylüler. Kort filesinin ne işe yaradığını, tenis topunun neden farklı olduğunu, raketin nasıl tutulacağını bilmiyorlardı. Ama merak ediyorlardı.

İlk raketler ellerine geçtiğinde önce çekingen davranıyorlar. Bir hafta boyunca denemeler yapılıyor. Sonra işler değişmeye başlıyor.

“Bir hafta çalıştık, sonra patlama yaptı” sözleriyle anlatıyor köylüler o süreci.

Başlangıçta evlerin önüne çekilen bir iple oynanan tenis, zamanla daha ciddi bir uğraşa dönüşüyor. Köyde boş bir arazi seçiliyor. Traktörle zemin düzleştiriliyor. Beyaz kum ve kireçle çizgiler çekiliyor. Direkler dikiliyor ve toprak bir tenis kortu kuruluyor.

Profesyonel ekipman yok. Zeminin standartlarla ilgisi yok. Ama köyde büyük bir heyecan var.

Şalvarlı tenisçiler sosyal medyada gündem oldu

Kısa süre içinde köyde çekilen görüntüler yayılmaya başlıyor. Şalvarlı kadınların, poşulu erkeklerin tenis oynadığı görüntüler dikkat çekiyor. İnsanlar bu sahneleri hem şaşkınlıkla hem hayranlıkla izliyor.

Ancak köydeki değişim kolay olmuyor. Özellikle kadınların tenis oynaması ilk başta bazı kişiler tarafından “ayıp” bulunuyor. Kadınların spor yapmasının köy ortamına uygun olmadığını düşünenler çıkıyor. Buna rağmen bazı aileler bu algıya karşı açıkça tavır alıyor.

Köy sakinlerinden Ahmet Avcıbaşı, eşinin tenis oynamasına yönelik eleştirilere karşı geri adım atmadığını söylüyor:

“Kadın olsa erkek olsa fark etmez. Spor spordur.”

Eşinin şalvarıyla korta çıkmasının kendisini mutlu ettiğini anlatıyor. Köyde zamanla insanların bu görüntülere alışmaya başladığını söylüyor.

Önce uzaktan izleyenler, sonra raketi ellerine almaya başlıyor.

Bugün köyde yalnızca erkekler değil; kadınlar, çocuklar ve yaşlılar da tenis oynuyor.

“Ben hem hayvan bakıyorum hem tenis oynuyorum”

Köyde tenis oynayan kadınlardan biri olan Fatma’nın anlattıkları ise sporun ötesinde başka bir hikâyeye işaret ediyor.

Fatma, köyde kadın olmanın yükünü açık cümlelerle anlatıyor. Gün boyunca hayvan baktığını, çocuklarla ilgilendiğini, ev işleri yaptığını, dikiş diktiğini söylüyor. Buna rağmen spor yapmak istediğini vurguluyor.

“Köyde olduğum için hiçbir şey yapamıyorum” diyen Fatma, kadın kooperatifi kurmak istediğini ama nasıl ilerleyeceğini bilmediğini anlatıyor.

Tenis ise onun için yalnızca oyun değil; görünür olmanın ve kendi alanını açmanın yollarından biri.

“Ben spor yapmayı seviyorum” derken aslında köyde kadınların kamusal alandaki yerini de tartışmaya açıyor.

Köyde bazı kadınların hala çekinerek korta yaklaşmadığını söylüyor. “Ayıp olur”, “insanlar görür” korkusunun sürdüğünü anlatıyor. Ama buna rağmen tenis oynayan kadınların sayısı giderek artıyor.

“Tenis zengin sporuysa biz neden oynayamayalım?”

Sarıbal Köyü’nde en çok dikkat çeken cümlelerden biri belki de şu: “Biz fakiriz diye raketi elimize alamaz mıyız?”

Köylüler tenis sporuna dair yıllardır oluşturulan “elit spor” algısına doğrudan itiraz ediyor.

Yusuf Avcıbaşı da tam olarak bu algıyı kırmak istediklerini söylüyor. Ona göre mesele yalnızca tenis öğretmek değil; sporun herkes için ulaşılabilir olduğunu göstermek.

Bu yüzden köyde çocuklarla birlikte yaşlılar da korta çıkıyor. İnsanlar birbirlerine backhand öğretmeye çalışıyor. Köyde artık Rafael Nadal ve Roger Federer konuşuluyor. Milli tenisçi Zeynep Sönmez’in maçları takip ediliyor.

Hatta Avcıbaşı’nın öğrencileri arasında profesyonel tenisçi olmayı hayal eden kız çocukları bile var.

İl turnuvalarına katılmak isteyen öğrenciler, tenis videoları izleyerek teknik öğrenmeye çalışıyor. Bazıları “Biz de milli olabilir miyiz?” diye soruyor. Bu sorular bile köydeki değişimin ne kadar büyük olduğunu gösteriyor.

Kortta yalnızca tenis oynanmıyor

Sarıbal Köyü’nde kurulan toprak kort aslında çok daha büyük bir dönüşümün alanına dönüşmüş durumda. Burada yalnızca tenis oynanmıyor. Kadınların kamusal görünürlüğü konuşuluyor. Kız çocuklarının eğitimi tartışılıyor. Sporun sınıfsal sınırları sorgulanıyor. İnsanlar “ayıp” denilen şeyleri yeniden düşünmeye başlıyor. Köy sakinlerinden Ahmet Avcıbaşı’nın kız çocuklarının eğitimiyle ilgili anlattıkları da bunu gösteriyor. Daha önce köyde kızların okutulmadığını söyleyen Avcıbaşı, bugün kızların mutlaka eğitim alması gerektiğini savunuyor. Hatta sahip olduğu tarlaları oğullarına değil, kızına bırakacağını özellikle vurguluyor. Belki de Sarıbal Köyü’ndeki en büyük değişim tam burada başlıyor. Bir tenis raketi bazen yalnızca spor aracı olmuyor; insanların birbirine ve hayata bakışını değiştiren küçük bir kırılma yaratıyor.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız