Dünyaca tanınan düşünür Slavoj Žižek’in 18 Nisan 2021’de Kobanê Üniversitesi’nin açılışı kapsamında verdiği “Demokrasi Hâlâ Bir Seçenektir” başlıklı konferans, “İmkânsız Özne: Kürtler, Rojava ve Günümüz Komünizmi” adıyla kitaplaştırıldı. Luvi Yayınları tarafından yayımlanan çalışma, konferansın deşifresini ve Türkçe çevirisini içeriyor. Binevş Güney’in çevirdiği, gazeteci Osman Damla’nın editörlüğünü yaptığı kitap, Türkçe ve İngilizce edisyonlarıyla okura sunuldu.

Kitap, Rojava deneyimini yalnızca bir direniş örneği olarak değil, toplumsal yaşamın nasıl yeniden kurulabileceğine ilişkin bir siyasal deneyim olarak ele alıyor. Demokrasi, kadın özgürleşmesi, ekoloji, liderlik, kapitalizm ve devletsizlik tartışmalarını bir araya getiren metin, temel sorusunu ise şöyle ortaya koyuyor: Özgürlük kazanıldıktan sonra nasıl bir hayat kurulacak?
Kobanê: Direnişin ötesinde bir gelecek arayışı
Luvi Yayınları’nın sunuşuna göre konferansın Kobanê’de gerçekleştirilmesi, metne düşünsel içeriğinin ötesinde bir anlam kazandırıyor. Elektrik ve internet kesintileri ile bağlantı sorunları gibi teknik aksaklıklar, düşünsel üretimin savaşın, yıkımın ve maddi imkânsızlıkların ortasında gerçekleştiğini gösteriyor.
Kobanê Üniversitesi’nin açılışı da yalnızca yeni bir akademik kurumun kurulması olarak değil, yıkımın ardından hayatı yeniden kurma iradesinin bir ifadesi olarak değerlendiriliyor.
Žižek, Kürtleri jeopolitik güç mücadelelerinin edilgen kurbanları olarak ele almak yerine, kendi yaşam alanlarını oluşturabildikleri koşullarda toplumsal ilişkileri yeniden örgütleme çabalarına odaklanıyor. Rojava deneyiminin önemini de yalnızca direniş kapasitesinde değil, direnişin ardından nasıl bir toplumsal düzen kurulabileceği sorusunu somutlaştırmasında görüyor.
Bu yaklaşım, farklı kimliklerin nasıl bir arada yaşayabileceği, insanların gündelik hayatlarını nasıl örgütleyebileceği ve özgürlüğün hangi kurumlarla sürdürülebileceği gibi soruları gündeme getiriyor.
Liberal demokrasinin krizi ve siyasal temsil
Kitabın temel tartışmalarından biri Demokratik Konfederalizm ve liberal demokrasinin krizi. Žižek, demokrasi sorununu yalnızca seçim sistemleriyle veya parlamentoların işleyişiyle sınırlamıyor. Mevcut siyasi kurumların toplumdaki hoşnutsuzlukları ifade etmekte yetersiz kalabildiğini savunuyor.

Bu krizin yalnızca demokratik kurumların yeterince gelişmediği ülkelerde değil, Batı’nın yerleşik demokrasilerinde de görüldüğüne dikkat çekiyor. Ancak parlamenter sisteme yönelik eleştirisini doğrudan demokrasiyi idealize ederek kurmuyor. Halkı kendi içinde tamamen uyumlu ve tek bir iradeye sahip homojen bir özne olarak ele almıyor.
Žižek’in yaklaşımında siyaset, önceden oluşmuş bir halk iradesini temsil etmekten ibaret değil. Ortak bir siyasal hedefin ve gelecek fikrinin aktif biçimde oluşturulmasını da gerektiriyor. Bu çerçevede Rojava deneyimi, toplumsal iradenin nasıl kurulabileceği ve farklılıkların nasıl bir arada örgütlenebileceği soruları üzerinden tartışılıyor.
Liderlik ve “iyi yabancılaşma” kavramı
Žižek’in ele aldığı başlıklardan biri de liderliğin siyasal yaşamdaki rolü. Kitapta, insanlara ne yapmaları gerektiğini buyuran otoriter bir figür yerine, toplumsal imkânları görünür kılan ve ortak bir gelecek fikri yaratabilen bir liderlik anlayışı öne çıkıyor.
Abdullah Öcalan’ın rolü de bu çerçevede, emir vermekten çok umut yaratma ve siyasal imkânları temsil etme kapasitesi üzerinden değerlendiriliyor.
Metinde öne çıkan kavramlardan biri ise “iyi yabancılaşma”. Bu kavramla özgürlüğün her karara bireysel olarak katılmak anlamına gelmediği tartışılıyor. Su, elektrik ve sağlık gibi temel kamusal hizmetlerin güvenilir biçimde işlemesi, insanların gündelik yaşamlarını sürekli bu sorunlarla uğraşmadan sürdürebilmelerini sağlayan bir özgürlük alanı olarak ele alınıyor.
Böylece özgürlük, yalnızca doğrudan katılım ve karar alma hakkıyla değil, insanların yaşamlarını güven içinde sürdürebilecekleri kamusal koşulların varlığıyla da ilişkilendiriliyor.
Oryantalizm eleştirisi ve otoriter kapitalizm
Kitapta Žižek’in ele aldığı bir diğer konu, Batı popüler kültüründe Ortadoğu’nun ve Rojava’nın sürekli kaos, irrasyonellik ve şiddet üzerinden temsil edilmesi. Žižek, bu yaklaşımın oryantalist kalıpları yeniden ürettiğini savunuyor.

Kürtlerin savaş ve kuşatma koşullarında rasyonel, katılımcı ve kurucu bir toplumsal örgütlenme geliştirme çabasına dikkat çekiyor. Bu bakış, Rojava’nın yalnızca çatışmaların yaşandığı bir coğrafya olarak değil, farklı bir toplumsal düzen kurma arayışının sürdüğü bir alan olarak değerlendirilmesini amaçlıyor.
Žižek, kapitalizm ile demokrasi arasında zorunlu bir bağ bulunduğu düşüncesini de sorguluyor. Kapitalizmin otoriter siyasi biçimlerle birlikte işleyebileceğine işaret ederek “otoriter kapitalizm” kavramını tartışmanın merkezine yerleştiriyor. Böylece ekonomik düzen ile demokratik yönetim arasındaki ilişkinin yeniden düşünülmesi gerektiğini ileri sürüyor.
Komünizm tartışması: Yerel deneyimden küresel sorunlara
“İmkânsız Özne”, komünizm tartışmasını geçmişteki devletçi modellerin yeniden kurulması çağrısı olarak ele almıyor. Bunun yerine su, enerji, sağlık, salgınlar ve küresel ısınma gibi ortak sorunların yalnızca piyasa ilişkilerine bırakılamayacağı fikrini öne çıkarıyor.
Bu sorunların çözümü için ulusal sınırları aşan bir koordinasyon ihtiyacına dikkat çekiliyor. Rojava’nın yerel ve özgün koşullarda ortaya çıkan toplumsal örgütlenme deneyiminin, daha geniş ölçekte bir siyasal öneri üretip üretemeyeceği sorgulanıyor.

Devletsizlik ve Demokratik Konfederalizm de bu bağlamda ele alınıyor. Tartışmanın odağında, toplumsal yaşamın devlet ve piyasa ilişkilerinin ötesinde nasıl örgütlenebileceği ve farklı toplulukların ortak sorunlar karşısında nasıl birlikte hareket edebileceği soruları bulunuyor.
Kadın özgürleşmesi ve ekoloji tartışmanın parçası
Kitabın ele aldığı başlıklar arasında kadın özgürleşmesi ve ekoloji de yer alıyor. Bu konular, Rojava deneyiminin geleceğe ilişkin toplumsal ve siyasal arayışları içinde değerlendiriliyor. Demokrasi ve toplumsal örgütlenme tartışmaları, yalnızca yönetim biçimleriyle sınırlı tutulmuyor; insanların nasıl yaşayacağına ve ortak yaşamın hangi ilkeler etrafında kurulacağına ilişkin sorularla birlikte ele alınıyor.
Yayınevinin sunuşunda metnin romantik bir ütopya anlatısı olmadığı da vurgulanıyor. Jeopolitik dengeler, geçici ittifaklar ve siyasal pragmatizm gibi unsurlar, Rojava deneyiminin karşı karşıya olduğu gerçeklikler arasında sıralanıyor.

Bu nedenle Kobanê deneyiminin anlamı yalnızca direnişin kendisinde değil, direniş sonrasında toplumsal yaşamın nasıl sürdürüleceği ve hangi kurumlarla güvence altına alınacağı sorularında aranıyor.
“Özgürlükten sonra ne yapacağız?”
“İmkânsız Özne: Kürtler, Rojava ve Günümüz Komünizmi”, Kürtlerin kendi geleceklerini kurma imkânını demokrasi, liderlik, kadın özgürleşmesi, ekoloji, kapitalizm ve devletsizlik tartışmaları üzerinden ele alıyor. Kitabın temel sorusu, bir halkın kendisine çizilen sınırların ve kendisi için belirlenmiş geleceklerin dışına çıkarak kendi yaşamını kurup kuramayacağı.
Bu soru yalnızca Rojava’ya veya Kürtlere ilişkin bir tartışma olarak sunulmuyor. Ortak sorunların nasıl çözülebileceği, özgürlüğün nasıl sürdürülebileceği ve farklı toplulukların nasıl bir arada yaşayabileceği üzerine daha geniş bir siyasal sorgulamaya dönüşüyor.
Kitabın merkezindeki “Özgürlükten sonra ne yapacağız?” sorusu, direnişin ardından kurulacak hayatın niteliğini tartışmaya açıyor.