Dicle TV | Kültür - Sanat | Cannes’da Kürt Sineması: Yasaklardan Altın Palmiye’ye

Cannes’da Kürt Sineması: Yasaklardan Altın Palmiye’ye

Yasaklanan filmler, cezaevinde yazılan senaryolar ve Cannes’da kazanılan ödüller… Kürt sinemasının yarım asırlık yolculuğu.

Yasaklanan filmler, cezaevinde yazılan senaryolar ve Cannes’da kazanılan ödüller… Kürt sinemasının yarım asırlık yolculuğu.

Cannes’da Kürt Sineması: Yasaklardan Altın Palmiye’ye

Her yıl dünyanın en büyük film endüstrisini aynı kırmızı halıda buluşturan Cannes Film Festivali, Kürt sineması için yalnızca bir festival olmadı. Bazı yönetmenler için sürgünün uzantısıydı, bazıları için sansürü aşmanın yolu, bazıları içinse ülkelerinde konuşulması bile yasak olan bir dili dünya ekranına taşımanın tek imkânı.

Bugün Cannes’daki Kürt sineması denince akla çoğunlukla 2000 sonrası yapımlar geliyor. Oysa bu hikâye çok daha eski. Ve merkezinde çoğu zaman Türkiye vardı.

Hapishaneden Cannes’a uzanan bir film: Yol

Kürt sinemasının Cannes’la ilişkisinde dönüm noktası kuşkusuz Yılmaz Güney oldu. Güney’in 1970 tarihli Umut filmi, Türkiye’de sansüre uğramasına rağmen Cannes’da gösterildi. Ancak asıl kırılma 1982’de yaşandı.

Yol, 1982 Cannes Film Festivali’nde Palme d'Or kazandı. Film, Şerif Gören tarafından çekildi ancak senaryo ve yaratıcı kontrol Yılmaz Güney’e aitti. Güney o sırada cezaevindeydi. Film setine notlar gönderiyor, sahneleri dışarıdan yönlendiriyordu. Daha sonra hapishaneden kaçtı, Fransa’ya geçti ve filmin kurgusunu İsviçre’de tamamladı.

Yılmaz Güney'in Yol'u Lizbon'dan Geçecek

Cannes’daki ödül töreninde ortaya çıkan tablo, sinema tarihinin en sıra dışı anlarından birine dönüştü: Firari bir yönetmen, dünyanın en büyük festivalinde en büyük ödülü alıyordu.

Film yalnızca politik atmosferiyle değil, Kürt kimliğine dair göndermeleriyle de dikkat çekti. Türkiye’de yıllarca yasaklı kaldı. Güney’in vatandaşlığı iptal edildi, filmleri toplatıldı ve adı uzun süre resmî olarak anılmadı.

Bugün hâlâ Yol, Türkiye’den çıkmış tek Palme d'Or sahibi film olmayı sürdürüyor.

2000’lerde sınırın öte yanından yeni bir dalga geldi

2000’lerde Kürt sineması yalnızca Türkiye’den değil, İran ve Irak Kürdistanı’ndan gelen yönetmenlerle de Cannes’da görünür hâle geldi.

Bahman Ghobadi, 2000 yılında çektiği Sarhoş Atların Zamanı ile Cannes’da Caméra d'Or ödülünü kazandı. İran’da çekilen ilk Kürtçe uzun metraj film olarak kayda geçen yapım, sınır köylerinde yaşayan çocukların hayatını anlatıyordu.

Sarhoş Atlar Zamanı (2000) | MUBI

Ghobadi daha sonra Irak’ta Mahsur ve No One Knows About Persian Cats filmleriyle de Cannes’a döndü. Özellikle İran’daki yeraltı müzik sahnesini anlatan Persian Cats, festivalde ödül aldıktan sonra İran’da baskıyla karşılaştı.

2005 yılında ise Hiner Saleem imzalı Kilometre Zero, Cannes’ın resmi seçkisine kabul edilen ilk Irak-Kürdistan yapımı film oldu. Saddam dönemi Irak’ını anlatan filmde Belçim Bilgin ve Nazmi Kırık rol aldı. Böylece Kürt sineması Cannes’da yalnızca politik içeriğiyle değil, bölgesel üretim gücüyle de görünürlük kazandı.

Diyarbakır Cezaevi’nden çıkan kısa film Cannes’ı kazandı

Türkiye merkezli Kürt hikâyelerinin Cannes’daki en güçlü dönüşlerinden biri ise 2012’de yaşandı.

Rezan Yeşilbaş imzalı Sessiz / Bê Deng, Cannes Film Festivali’nde Kısa Film Altın Palmiyesi kazandı. Bu ödül, Türkiye sinema tarihinde kısa film kategorisindeki ilk Palme d'Or olarak kayda geçti.

Sessiz (2012) | MUBI

Film yalnızca 14 dakikaydı. Ama anlattığı hikâye, Türkiye’nin yakın tarihinin en ağır başlıklarından birine uzanıyordu: Diyarbakır Cezaevi.

1980’li yıllarda geçen filmde, Kürtçe dışında dil bilmeyen bir kadın cezaevindeki eşini ziyarete gider. Ancak cezaevinde Kürtçe konuşmak yasaktır. Film, tek bir görüşme sahnesi üzerinden dil yasağını, devlet şiddetini ve iletişimsizliği anlatıyordu.

Başrolde yine Belçim Bilgin vardı. Böylece oyuncu, hem Kilometre Zero hem de Sessiz ile Cannes’daki iki önemli Kürt filmi arasında görünmez bir bağ kurmuş oldu.

Le best-seller « Kilomètre Zéro » de Maud Ankaoua adapté en BD par  Casterman - Livres Hebdo

Cannes’da görünen şey sadece sinema değildi

Kürt sinemasının Cannes yolculuğuna kronolojik olarak bakıldığında ortak bir çizgi dikkat çekiyor: Sansür, sürgün, yasak ve cezaevi.

Yılmaz Güney filmini hapishaneden yönetti. Bahman Ghobadi baskılarla karşılaştı. Rezan Yeşilbaş ise doğrudan dil yasağını anlatan bir filmle ödül aldı. Bu nedenle Cannes’daki Kürt sineması hikâyesi yalnızca festival başarılarından ibaret değil. Aynı zamanda devletlerin bastırdığı hikâyelerin uluslararası sinema aracılığıyla görünür hâle gelişinin tarihi. Bugün Cannes kırmızı halısında yürüyen Kürt sinemacıların arkasında, yarım asırlık böyle bir mücadele hafızası bulunuyor.

 

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız