Modern Kürt basınının ve edebiyatının inşasında, ömrünü iki farklı yüzyılın, iki farklı rejimin ve coğrafyanın dönüm noktalarında geçirmiş entelektüel figürlerin izi büyüktür. Bu figürlerin başında, edebiyat dünyasında "Yaşlı Adam" anlamına gelen takma adıyla bilinen, asıl adıyla Tawfeq Mahmoud Hamza, yani Pîremerd gelir.
76 yıl önce bugün, 19 Haziran 1950’de Süleymaniye’de hayata gözlerini yuman Pîremerd, sadece bir şair ya da yazar değil; aynı zamanda Osmanlı bürokrasisinde üst düzey görevler almış bir hukukçu, İstanbul’un kültür mahfillerinde bulunmuş bir gazeteci ve memleketi Süleymaniye’ye döndüğünde hayatını toplumsal aydınlanmaya adamış bir eğitim neferidir. İmparatorluğun başkenti İstanbul’dan Irak Kürdistanı’nın kültür merkezi Süleymaniye’ye uzanan bu uzun ve çok katmanlı yaşam öyküsü, aynı zamanda bir halkın modernleşme ve yazı dili oluşturma çabasının da özetidir.

Saray Koridorlarından Hukuk Mektebine: İstanbul Yılları ve Entelektüel Dönüşüm
1867 yılında Süleymaniye’nin Goyje mahallesinde doğan Tawfeq Mahmoud Hamza, köklü bir aileye mensuptu. Dedesi Hamza Âgā-yi Masrafî, Bâbân Emirliği’nin son dönemlerinde maliye nazırlığı yapmış saygın bir bürokrattı. İlk eğitimini Süleymaniye medreselerinde Molla Hüseyin Gûce ve Molla Saîd Zelzelî gibi dönemin yetkin isimlerinden alan genç Tevfik, Arapça, Farsça ve Türkçe dillerine erken yaşta hakim oldu. Bölgedeki yerel yönetimlerde memurluk ve kâtiplik yaparak bürokrasiyi mutfağında öğrendi. Hayatının kırılma noktası ise 1898 yılında Sultan II. Abdülhamid’in daveti üzerine İstanbul’a gitmesi oldu.

İstanbul’a varışının ertesi yılı, dönemin önemli dini ve siyasi figürleriyle birlikte hac farizasını yerine getiren Tevfik Bey, dönüşte padişah tarafından "bey" unvanıyla onurlandırıldı. İstanbul’da gösterdiği dil ve üslup mahareti, özellikle Kaçar Hükümdarı Nâsırüddin Şah’a yazılacak Farsça diplomatik mektuptaki başarısı, onun saray çevresinde hızla tanınmasını sağladı. 14 Eylül 1899’da Osmanlı Devleti'nin önemli karar mekanizmalarından biri olan Meclis-i Âlî azalığına getirildi. Bu idari görevlerinin yanı sıra, entelektüel merakını akademik bir zeminle taçlandırmak isteyerek Mekteb-i Hukuk’a girdi ve 1905 yılında buradan mezun oldu.

İstanbul, Pîremerd’in edebi ve fikri dünyasının genişlediği en önemli merkezdi. Dönemin popüler Türkçe süreli yayınları olan Resimli Kitap, İctihad, Musavver Muhît, İkdam, Serbestî, Hürriyet ve Tercümân-ı Hakîkat gibi gazetelerde yazılar kaleme aldı. İstanbul’un edebiyat dünyasını yakından takip ediyor; Recâizâde Mahmut Ekrem, Halit Ziya Uşaklıgil, Rıza Tevfik Bölükbaşı, Ahmed Rasim, Hüseyin Rahmi Gürpınar ve Abdülhak Hâmid Tarhan gibi Türk edebiyatının dev isimleriyle aynı meclislerde bulunuyordu. Bu çok dilli ve kozmopolit ortam, onun daha sonra Kürt edebiyatında gerçekleştireceği yeniliklerin de fikri altyapısını oluşturdu.

II. Meşrutiyet’in Canlı Laboratuvarı ve Taşra Valilikleri
1908 yılında II. Meşrutiyet’in ilanıyla birlikte imparatorluk genelinde yaşanan özgürlük ve örgütlenme atmosferi, İstanbul’daki Kürt aydınlarını da harekete geçirdi. Pîremerd, Seyyid Abdülkadir başkanlığında kurulan Kürt Teâvün ve Terakkî Cemiyeti’nin kurucu on asıl üyesinden biri oldu. Cemiyetin yayın organı olan ve İstanbul’da yayımlanan ilk Kürtçe-Türkçe süreli yayın kabul edilen Kürd Teâvün ve Terakki Gazetesi’nin imtiyaz sahipliğini ve sorumlu müdürlüğünü üstlendi. Bu gazete, Said Nursi’den Süleyman Nazif’e, Babanzâde İsmail Hakkı’dan Haydarîzâde İbrahim Efendi’ye kadar dönemin en radikal ve entelektüel isimlerini bir araya getiren bir kürsü niteliğindeydi.
Gazetenin kapatılmasının ardından Pîremerd, idari kadrolardaki görevine geri dönerek imparatorluğun dört bir yanında mülki amir olarak hizmet verdi. 1909’dan itibaren sırasıyla Çölemerik (Hakkâri), Karamürsel, Palu, Beytüşşebap, Gümüşköy, Adapazarı ve Heybeliada’da kaymakamlık yaptı. Gittiği her bölgede idari disiplini ve adaleti ön planda tutan bir bürokrat olarak tanındı. 1918 yılında Amasya Mutasarrıflığına tayin edildi. İmparatorluğun dağılma sürecine girdiği bu sancılı yıllarda, İstanbul’daki Kürt neşriyatıyla bağını hiç koparmadı; Kürdistan Teâlî Cemiyeti’nin yayın organı olan Jîn dergisinde şiir ve makaleler yayımlamaya devam etti.

Süleymaniye’ye Dönüş: Gazetecilik, Matbaacılık ve Toplumsal Aydınlanma
1920’lerin başında imparatorluğun resmen sona ermesi ve bölgede yeni ulus devlet sınırlarının çizilmesiyle birlikte Pîremerd için yeni bir dönem başladı. İstanbul’da evlendiği eşini ve iki çocuğunu, arkasında güvenli bir yaşam bırakmak amacıyla orada bırakarak 1924 yılında Bağdat üzerinden memleketi Süleymaniye’ye döndü. Çeyrek asır boyunca imparatorluğun kalbinde edindiği muazzam kültürel birikimi, matbuat deneyimini ve hukuk bilgisini kendi toplumunun kalkınması için kullanmaya karar verdi.

1926 yılında, Süleymaniye belediyesi tarafından çıkarılan Jiyân (Hayat) gazetesinin başyazarlığını devraldı. Gazeteciliği sadece bir haber ulaştırma aracı olarak değil, halkı eğiten, dile standart kazandıran ve edebi ürünleri sergileyen kitlesel bir mektep olarak görüyordu. 1932 yılından itibaren yazılarında resmi adı yerine "Pîremerd" (Yaşlı Adam) takma adını kullanmaya başladı. Bu isim, onun topluma karşı duyduğu tarihsel ve kültürel sorumluluğun, bilge bir rehber olma arzusunun simgesiydi. 1938 yılında gazetenin yönetimsel sorunlar nedeniyle kapatılması üzerine pes etmedi; kendi birikimiyle özel bir matbaa satın aldı ve 1939 yılından itibaren Jîn (Yaşatmak/Hayat) adıyla yeni bir haftalık gazete çıkarmaya başladı. Bu gazeteyi ömrünün son gününe kadar, tam 1015 sayı boyunca tek başına finanse etti, yazdı ve bastı.
Pîremerd’in vizyonu yalnızca gazete çıkarmakla sınırlı değildi. Süleymaniye’de gündüz çalışmak zorunda olan gençlerin ve yetişkinlerin eğitim alabilmesi için "Kütübhâne-yi Zânistî" (Bilim Okulu/Kütüphanesi) adında bölgenin ilk özel gece okulunu kurdu ve buranın müdürlüğünü yaptı. Toplumsal hafızayı diri tutmak adına kültürel ritüellere büyük önem verdi; Nevruz kutlamalarının kamusal bir nitelik kazanmasına öncülük etti ve bugün bile hafızalarda olan ünlü Nevruz marşını kaleme aldı.

Didaktik Sanat, Kadın Hakları ve Modern Kürt Edebiyatının İlkleri
Edebi açıdan Pîremerd, klasik Kürt şiir mirası ile batılı, modern formlar arasında kusursuz bir köprü kurmuştur. Nâlî, Mevlevî ve Hacı Kādir-i Kûyî gibi klasiklerin estetiğinden beslenirken, şiirin içeriğini tamamen toplumsal sorunlara, eğitime, ahlaka ve hürriyete ayırdı. Klasik aruz vezninin yanı sıra hece veznini ve serbest formları da kullanarak şiiri elitlerin tekelinden çıkarıp halkın anlayabileceği didaktik bir seviyeye taşıdı. Kürt folkloruna, sözlü tarihine ve atasözlerine büyük ilgi duydu; binlerce atasözünü derleyip manzum hale getirerek yok olmaktan kurtardı ve gazetesinde yayımladı.

Onu çağdaşlarından ayıran en radikal yönlerinden biri, kadınların eğitimi ve toplumsal hayattaki özgürlüğü konusundaki net tavrıdır. Tanzimat ve Meşrutiyet dönemi Osmanlı aydınlarının kadın hakları konusundaki tartışmalarından derinden etkilenen Pîremerd, köşesinde sık sık kız çocuklarının okutulması gerektiğini savunmuş, cehaletle mücadelenin ancak kadının özgürleşmesiyle mümkün olacağını vurgulamıştır.
Kürt edebiyatında modern kısa hikâye ve tiyatro türünün ilk örneklerini verenlerden biri de yine odur. Tarihsel ve mitolojik figürleri dramatize ederek halka sunmuş; Mem û Zîn, Devâzde Süvâreyê Merîvân (Meriwan’ın On İki Süvarisi) ve Mahmûd Âğâyê Şîvegel gibi eserleri tiyatro sahnesine uyarlamıştır. Çocuklar için özel pedagojik şiirler yazarak çocuk edebiyatının da öncülüğünü yapmıştır. Siyasi çalkantılardan ve doğrudan parti siyasetinden uzak durmayı tercih eden, ömrünü tamamen kültürel pedagojiye adayan bu büyük bilgenin mirası, bugün her yıl Güney Kürdistan’da adına düzenlenen "Pîremerd Altın Ödülü" ile yaşatılmaktadır. Onun vasiyeti, ahlaktan, ilimden ve yazıdan vazgeçmeyen bir toplum inşa etmekti; arkasında bıraktığı devasa arşiv bu vasiyetin en somut kanıtıdır.